Havalimanlarına adım attığınızda aklınızdan geçen ilk soru genellikle “Bu kadar pahalı neyin nesi?” olur. Geçtiğimiz günlerde Hale Ege isimli bir vatandaşın tecrübesi bunu bir kez daha gözler önüne serdi.
İsviçre… Dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olarak bilinir. Ama ilginçtir, havalimanında kahve fiyatı sokaktakiyle aynı: 5 frank. Hale Ege, “Burası havalimanı, burada daha pahalı olması gerekmiyor mu?” diye soruyor. Aldığı cevap düşündürücü: “Siz burada mecburiyetten bulunuyorsunuz, fırsata çevirmek ahlaksızca olur.”
Şimdi geliyoruz Türkiye’ye… Aynı kahve, havalimanında sokaktakinin neredeyse 10 katı fiyatla satılıyor. İnsan ister istemez soruyor: Biz gerçekten ahlaksız mıyız? Yoksa sistemi fırsata çevirmeyi normal kabul eden bir kültür mü geliştirdik?
Bu sadece bir kahve meselesi değil. Bu, toplumsal reflekslerimizin ve ahlaki standartlarımızın bir aynasıdır. İnsanlar mecburiyet karşısında ezilmeli, sömürülmemeli. Her bir fiyat farkı, sadece cüzdanımızı yakmakla kalmaz, güven duygumuzu, adalet ve etik anlayışımızı da sınava tabi tutar.
İsviçre örneği, işin sadece ticari tarafını değil, insanı merkeze alan bir yaklaşımı gösteriyor. Orada kahve pahalı değil, çünkü insanı sömürmek ahlaksızlık olarak görülüyor. Biz ise mecburiyetten yararlanmayı normal karşılıyoruz; “Havalimanı, mecbur kalırsınız, ödersiniz” mantığıyla…
Türkiye’deki havalimanları ve şehir içi fiyatlar arasındaki uçurum, sadece ekonomiyle açıklanamaz. Bu, ahlaki bir sorundur. Toplum olarak kazancımızın, fırsatçılığın ve etik anlayışımızın bir ölçüsüdür.
Biz neden böyleyiz? Belki de artık bu soruyu kendimize dürüstçe sormanın, ahlaki duruşumuzu ve iş etiğimizi yeniden gözden geçirmenin zamanı geldi. Çünkü adalet, sadece mahkemelerde değil, günlük hayatın her alanında uygulanmalı. Fiyat politikaları da bunun bir parçasıdır.
Ve unutmayalım, adil davranmak sadece tüketiciyi memnun etmekle kalmaz; toplumun güvenini, saygınlığını ve insan onurunu korur.
— Mehmet Açık
