Paran yokken açlık başka hissedilir.
Sadece midenin kazınmasından söz etmiyorum…
Ruhun içine çöken, insanın omuzlarını ağırlaştıran o görünmez açlıktan bahsediyorum.
İlerlemek isteyip ilerleyememek…
Çalışmak isteyip iş bulamamak…
Sokakta yürürken insanların yüzüne bakıp, içinden sessizce “Acaba bunun borcu var mı?” diye geçirmek…
Sonra kendi kendine, “Keşke olmasa” demek.
Bir de nakit avans limitlerinin bile tükenmiş olması…
Telefon ekranında “limit yetersiz” yazısını görmek…
İşte o an insan sadece maddi değil, psikolojik olarak da eksiye düşüyor.
Kötü dönemlerde her şey üst üste gelir.
Kira kapıyı çalar.
Elektrik faturası masanın üstünde bekler.
Su faturası son ödeme tarihini hatırlatır.
Mutfakta eksilenler çoğalır.
Ve para… Bir türlü yetmez.
Bir umutla dışarı çıkarsın.
Belki bir iş, belki küçük bir fırsat…
Sanki hayat seni sınamak ister gibi gökyüzü de yükünü boşaltır.
Yağmur başlar.
Ayakkabıların sırılsıklam olur.
Şemsiyen yoktur.
Eve dönecek yol parası bile hesabını zorlar.
Bir zamanı hatırlıyorum…
Kapı kapı dolaşıyordum iş umuduyla.
“Yarın gel” diyenler vardı.
Bazıları yüzüne bile bakmazdı.
Ama en kötüsü bu değildi.
En kötüsü eve eli boş dönmekti.
Cepler boş…
Kafa endişe dolu…
Evde iki yaşında bir bebeğim vardı.
Bazen bisküvi isterdi.
Bazen meyve suyu…
Yüreğim sıkışa sıkışa bakkala giderdim.
“Abi veresiye olur mu?” diye sorardım.
Cevap çoğu zaman aynıydı:
“Olmaz abi, kusura bakma, burası iş yeri.”
Anlıyordum…
Ama o “olmaz” kelimesi insanın göğsüne saplanır.
Çünkü evde seni bekleyen masum gözler vardır.
Babası her şeyi yapabilir sanan gözler…
Ve sen yine boş ellerle dönersin.
İşte o günlerde insanları tanırsın.
Dün seni kahveye çağıranların, bugün ortada olmadığını…
Yoksulluğun bulaşıcıymış gibi insanlardan uzaklaştırdığını…
“Yok” diyen ama aslında var olduğunu bildiklerini…
O yalnızlıkta anlarsın kimin gerçekten yanında olduğunu.
Ben yaşadım.
Hayat yüzüme yeniden gülmeye başladığında kendime söz verdim:
Kimseyi gri günlerinde yalnız bırakmayacağım.
Kimse doğuştan cömert değildir.
Yokluğu yaşayan öğrenir paylaşmayı.
Bugün oğlum artık küçük bir çocuk değil.
Genç bir adam oldu.
Ama ben hâlâ o günleri hatırlarım.
Onu her doyurduğumda, bir zamanlar yokluk yaşamış o çocuğu da doyurduğumu hissederim.
Yoksulluk insana şunu öğretir:
Az paranın bile değeri vardır.
Aç kalmış biri, başkasının aç kalmasına dayanamaz.
“Yok” demenin ağırlığını bilen, azalsa da paylaşır.
Hayat böyledir…
Önce alır.
Sonra öğretir.
Sonra geri verir.
Ama kalbini taş yapmazsan.
Çünkü kalbi taşlaşan unutur.
Unutan ise, bir zamanlar kendisini ağlatan zararı başkasına yapar.
Şimdi kendimize soralım:
Bugün kapınız aynı ihtiyaçla çalınsa ne yaparsınız?
Kapıyı kapatır mısunuz?
Yoksa el uzatır mısınız?
Cevap, aslında kim olduğumuzu gösterir.
