Son haftalarda dünya gündemi bir kez daha İran-ABD gerilimi ile meşgul. Trump’ın “İran nükleer silah üretmeyecek” açıklamaları, İran’ın barışçıl nükleer faaliyet ısrarıyla çelişiyor. Ama bu sadece sözde bir çatışma; sahada ciddi bir hazırlık var.
İran, Devrim Muhafızları ve BESİC gönüllüleri ile olası saldırılara karşı tam donanımlı bekliyor. Her senaryoya göre belirlenmiş komuta zinciri, iç kargaşayı bastıracak taburlar ve iletişim planları hazır. ABD tarafında ise orduda moral bozukluğu ve lojistik aksaklıklar giderek artıyor. Trump’ın tehditleri, orduda ve ekonomide ciddi endişeler yaratıyor.
Dünya sessizce izliyor. Oysa bir gemi Hürmüz’de batarsa, enerji fiyatları yükselir, ticaret yolları sekteye uğrar, ekonomik ve insani krizler tetiklenir. Sessizlik büyüyen bir tehlikenin habercisidir.
Bu gerilim bize hatırlatıyor ki, savaş tehditleri kadar diplomasi ve akılcı politika da hayatidir. Sessiz kalmak, krizleri yönetmekten çok, onları derinleştirir. İran-ABD çekişmesinde asıl kaybeden, gözlerini kapatan küresel kamu olacaktır.
