Belirsizlik, çoğu zaman gerçek bir tehlike değildir; beynin kontrol kaybına verdiği otomatik bir alarmdır.
İnsan zihni kesinlik arar. Netlik ister. Sınırları belirli olsun, yarın ne olacağını az çok tahmin edebilsin ister. Çünkü kontrol hissi, insanın kendini güvende hissetmesinin temelidir. Kontrol azaldığında ise zihin bunu bir tehdit olarak algılar. İşte tam o noktada alarm devreye girer.
Oysa çoğu zaman ortada gerçek bir tehlike yoktur. Sadece bilinmezlik vardır.
Kesinlik yoksa, zihin tehdidi kendisi üretir.
Bir mesaj geç geldiğinde, bir görüşme ertelendiğinde, bir karar açıklanmadığında… Henüz ortada somut bir olumsuzluk yokken, zihin ihtimalleri sıralamaya başlar. Üstelik bu ihtimaller genellikle en kötü senaryolardır. Çünkü insan beyni evrimsel olarak tehlikeyi önden fark etmeye programlanmıştır. Yanılmak pahasına tedbirli olmayı seçer.
Fakat modern hayatın belirsizlikleri, çoğu zaman fiziksel bir tehdit değil; duygusal ve zihinsel bir boşluktur. Ve zihin o boşluğu hızla doldurur.
Kaygının büyük kısmı, olan bitenden değil; ne olacağını bilememekten beslenir.
Gerçekleşmiş bir olayla yüzleşmek daha kolaydır. Çünkü somuttur. Çerçevesi bellidir. Ne olduğunu bilirsiniz ve çözüm aramaya başlayabilirsiniz. Ama henüz gerçekleşmemiş ihtimaller, sınırları olmayan bir sis gibidir. Sis büyüdükçe korku da büyür.
Belirsizlik aslında bir boşluktur. Ve insan zihni boşluk sevmez. O boşluğu ya umutla ya korkuyla doldurur. Çoğu zaman korku daha hızlı davranır. Çünkü korku, zihnin en eski refleksidir.
Ancak şunu unutmamak gerekir:
Belirsizlik her zaman tehlike değildir.
Belirsizlik; yeni bir başlangıcın kapısı olabilir. Yeni bir iş, yeni bir şehir, yeni bir ilişki… Hepsi başlangıçta belirsizlik taşır. Eğer belirsizlik tamamen ortadan kalksaydı, hayat mekanik bir rutine dönüşürdü. Sürpriz olmazdı. Gelişim olmazdı. Cesaretin anlamı kalmazdı.
Belki de mesele, belirsizliği yok etmek değil; onunla ilişkimizi dönüştürmektir.
Kontrol edemediğimiz alanları kabullenmek, zayıflık değil olgunluktur. Çünkü insanın gerçek gücü, her şeyi kontrol edebilmesinde değil; kontrol edemediği durumlar karşısında dengesini koruyabilmesindedir.
Belirsizliği tehdit olarak değil, ihtimal olarak görmeye başladığımızda kaygı yerini meraka bırakabilir.
Her alarm, yangın olduğu anlamına gelmez. Bazen sistem sadece hassastır. Bazen geçmiş deneyimler, bugünkü durumu olduğundan daha büyük gösterir. Fakat bilinmezlikle kalabilme kapasitesi geliştikçe, zihin de sakinleşir.
Çünkü hayat kesinlik sunmaz.
Ama dayanıklılık kazandırır.
Ve belki de en büyük özgürlük,
her şeyi bilmeden de yürüyebilmeyi öğrenmektir.
Burcu Çatalbaş
