Şefik Çirkin, İYİ Parti Hatay Milletvekili olarak yaptığı açıklamada yalnızca bir siyasi tepki vermedi; doğrudan milli egemenliğe yönelik bir tartışmaya dikkat çekti. Çünkü mesele bir yorum farkı değil, tarihsel gerçeklerin çarpıtılmasıdır.
ABD’li analist Michael Rubin’in Türkiye’yi Hatay’da “işgalci” olarak nitelendirmesi, hem hukuki hem de tarihi açıdan dayanaksız bir iddiadır. Bu tür söylemler basit bir akademik değerlendirme değildir; uluslararası zeminde algı üretme çabasıdır.
Hatay meselesi tarih kitaplarında nettir. Hatay, 1938 yılında bağımsız bir devlet olarak varlık göstermiş; ardından 1939’da kendi meclisinin oy birliği kararıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmıştır. Süreç, uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülmüş ve meşru kabul edilmiştir.
Ortada işgal yoktur.
Ortada millet iradesi vardır.
Bugün bu tarihi gerçeği tartışmaya açma çabası, sadece geçmişe dönük bir yorum değildir. Bu söylemler, bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde stratejik bir zeminin parçası olabilir.
Şefik Çirkin’in, “Söyleyene değil, söyletene bakmak lazım” sözleri tam da bu noktada önem kazanmaktadır. Çünkü uluslararası arenada dillendirilen her iddia, bir planın ya da hesaplaşmanın işareti olabilir.
Hatay sıradan bir şehir değildir.
Jeopolitik bir kilit noktadır.
Doğu Akdeniz’e açılan stratejik kapıdır.
Türkiye’nin sınır güvenliğinin temel taşlarından biridir.
Bu nedenle Hatay üzerinden yürütülen tartışmalar, yalnızca bir ilin statüsünü değil; Türkiye’nin bölgesel gücünü ve egemenliğini hedef alabilir.
Bu mesele parti sınırlarını aşar.
Bu mesele devlet meselesidir.
Tarih algıyla yazılamaz.
Hukuk propaganda ile değiştirilemez.
Egemenlik tartışmaya açıldığında zemin kayar.
Hatay’ın Türkiye’ye katılımı bir diplomasi başarısıdır.
Bir milli irade zaferidir.
Ve bu gerçek tartışmaya açık değildir.
Hatay dün de Türkiye’nindi, bugün de Türkiye’nindir.
Yarın da öyle olacaktır.
Bu vatan bizim.
Böyle biline.
Fatih Küpeli
Saygılarımla.
