Son zamanlarda sıkça duyuyoruz: “Ben dindarım, namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, iyi bir kulum.” Peki, gerçekten iyi bir kul olmak sadece ibadetlerin sayısıyla mı ölçülüyor? Bu soruyu kendimize sormamız gerekiyor.
Elbette namaz, oruç ve diğer ibadetler Allah’a yaklaşmanın yollarından biri. Fakat ibadetlerin amacı sadece ritüeli yerine getirmek değil, kalbi temizlemek, ruhu olgunlaştırmak ve insanlara karşı sorumluluklarımızı hatırlamaktır. İbadet yaparken, çevremizdeki insanlara verdiğimiz değer, yaptığımız yanlışlar ve kırdığımız kalpler de büyük önem taşır. Çünkü kırdığınız kalpler, aldığınız ah’lar sizi affetmedikçe, ne kadar namaz kılarsanız kılın, ne kadar oruç tutarsanız tutun, cennet yüzü göremezsiniz.
İyi kul olmanın sırrı yalnızca ritüellerde değil, insanlara olan davranışlarımızda gizlidir. İnsanların gönlünü almak, hataları telafi etmek, hakkı gözetmek ve merhamet göstermek, ibadetlerin ruhunu tamamlayan en temel unsurlardır. Bu nedenle ibadetlerinizi yalnızca bir yükümlülük olarak görmek yerine, hayatın her alanında iyilik ve adaletle harmanlamak gerekir.
Günümüzde bazen insanlar ibadetlerini bir prestij unsuru haline getiriyor ve yaptıkları iyilikleri, ibadetleri bir tür “hak kazanma” aracı olarak değerlendiriyor. Oysa Allah, kalpteki niyeti görür ve insanlara verdiğiniz değeri, gönüllerini almanızı esas kabul eder. İbadetler, kalpteki iyiliği besleyen bir araçtır; amaç değil. Kırdığınız kalplerin yükü altında ezilen ruhlar, ibadetlerinizin anlamını gölgeleyebilir.
Dolayısıyla, öyle boşuna heveslenmeyin! İyilikle, merhametle ve hakkı gözeterek yaşayın. İnsanlara verdiğiniz değeri artırın ki, hem kalpler huzur bulsun hem de ibadetleriniz Allah katında kabul olsun. Bu, sadece dindarlığın değil, gerçek insan olmanın da ölçüsüdür.
Unutmayın: İnsanlarla olan ilişkilerimizdeki samimiyet ve adalet, Allah’a yakınlığın en güçlü göstergesidir. İbadetlerimizi hakkıyla yaparken, kalplerin kırılmamasına özen göstermek, hem dünyada huzuru hem de ahirette rahmeti getirir.
— Nihal Taş
