Bugün kelimeler, güneşin uğramadığı o karanlık dehlizlerde kömür karasına umut sığdıranların sesi olmak için yazılıyor. Soma’da yükselen ses, yalnızca bir ücret talebi değil; bir haysiyet, bir varoluş ve en önemlisi bir adalet arayışıdır.
Canlı Canlı Mezara Girmek
Madencilik, diğer mesleklere benzemez. Yer altına inen her işçi, her sabah sevdikleriyle helalleşerek adeta canlı canlı mezara girer. Daracık galerilerde, metrelerce derinlikte alınan her nefes; ülkenin enerjisi, ekonominin çarkları ve şehirlerin ışıkları için verilir.
Madenci, tırnaklarıyla kazıdığı kömürden bu ülkenin aydınlığını çıkarırken, kendisinin karanlığa mahkûm edilmesi kabul edilemez bir vicdan yarasıdır.
“Ter Kurumadan…”
Bu toprakların inancında ve medeniyet anlayışında temel bir düstur vardır:
“İşçinin ücretini, teri kurumadan veriniz.”
Bu söz, sadece ahlaki bir öğüt değil; toplumsal barışın ve insan onurunun teminatıdır. Yer altındaki nemle ve kömür tozuyla karışan alın teri; zaman zaman canla, kanla iç içe geçerken emeğin karşılığının eksik ya da gecikmeli verilmesi en büyük kul hakkıdır.

Fırsatçılığın Gölgesinde Bir Ömür
Madencinin aldığı birkaç kuruş fazla maaşta gözü olanlara, onun zorlu şartlarını bir “kazanç kapısı” olarak gören anlayışa karşı durmak toplumsal bir sorumluluktur. Bu insanlar, yeryüzünde refah içinde yaşansın diye yerin altında ömür tüketiyor.
Madencinin ailesiyle geçireceği huzurlu bir saat, çocuklarına götüreceği helal bir lokma; her türlü ekonomik hesaplamadan daha değerlidir.
Soma Görmezden Gelinemez
Bugün Soma’da sergilenen kararlılık, yalnızca bir ücret pazarlığı değil; insan haklarının ve emeğin onurunun savunusudur. Soma madencisinin sesi duyulmalı, talepleri ciddiyetle ele alınmalıdır.
Onlar bu ülkenin enerji neferleridir. Onları mağdur etmek, yalnızca bir işçiyi değil; ülkenin vicdanını karanlıkta bırakmaktır.
Son Söz
Madenci hiçbir zaman sadaka istemedi. O, canı pahasına akıttığı alın terinin, yani hakkının peşindedir. Soma’nın emekçileri, yerin altındaki ağır yükü sırtlandıkları kadar; yeryüzünde de insanca ve refah içinde yaşamayı hak ediyor.
Madencinin hakkı teslim edilmeden, bu ülkede hiçbir ışık tam manasıyla aydınlık olmayacaktır.
Hüseyin Dibektaş
