Dünyanın dört bir yanında yaşayan İran halkının son günlerde yükselttiği bir ses var:
“Türkiye, ardından İran… Amerika, biz geliyoruz. Bu bizim ülkemiz!”
Bu cümle ilk bakışta bir meydan okuma gibi okunabilir. Oysa satır aralarına dikkat edildiğinde, bunun bir özlem, bir aidiyet ve bir özgürlük arayışı olduğu görülür. Diasporada yaşayan milyonlarca İranlı; Avrupa’dan Amerika’ya kadar bulundukları her yerde kimliklerini korumaya çalışıyor. Ve bir gün ülkelerinde daha adil, daha özgür bir düzen kurulmasını hayal ediyor.
İran, köklü bir medeniyetin mirasçısıdır. Fars kültürü; şiiriyle, sanatıyla, düşünce geleneğiyle bölgeyi derinden etkilemiştir. Ancak bugünün İran’ında halk ile yönetim arasında ciddi bir mesafe olduğu da inkâr edilemez. Bu nedenle “biz geliyoruz” diyen ses, aslında yönetime değil; ülkesine sahip çıkma arzusuna işaret ediyor.
Türkiye ise bu coğrafyada her zaman farklı bir yerde durmuştur. Tarih boyunca hem Doğu’ya hem Batı’ya temas eden bir köprü olmuştur. Bugün de bölgedeki gelişmeleri yakından izleyen, diplomasi ve denge politikasıyla hareket eden bir ülke konumundadır. Türkiye’nin istikrarı, sadece kendi halkı için değil; bölge halkları için de umut anlamı taşır.
İran halkının Türkiye’ye bakışı çoğu zaman dikkat çekicidir. Özellikle genç kuşak; Türkiye’nin sosyal dinamizmini, ekonomik yapısını ve uluslararası hareket kabiliyetini yakından takip etmektedir. Bu durum iki ülke arasında kültürel bir etkileşim alanı oluşturmuştur.
Amerika’ya yönelik “biz geliyoruz” ifadesi ise semboliktir. Bu, doğrudan bir askeri ya da siyasi meydan okuma değil; küresel sistemde söz sahibi olma arzusunun sloganlaşmış halidir. Çünkü artık halklar yalnızca yönetilmek değil, yönetime katılmak istiyor. Sadece kararların muhatabı değil, kararların öznesi olmak istiyor.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan her gelişme, sınırların ötesinde bir psikolojik etki yaratıyor. Sosyal medya çağında bir ülkedeki slogan, birkaç saat içinde başka bir kıtada yankı bulabiliyor. Bu nedenle yükselen her ses; doğru okunmalı, doğru analiz edilmelidir.
Türkiye için önemli olan; komşularının iç dinamiklerine saygı duyarak istikrarı ve barışı önceleyen bir politika sürdürmektir. Bölgenin ihtiyacı olan şey çatışma değil; ekonomik iş birliği, kültürel diyalog ve karşılıklı güven ortamıdır.
Unutmayalım ki; güçlü ülkeler yalnızca askeri kapasiteleriyle değil, toplumsal huzurları ve demokrasi standartlarıyla da ayakta kalır. Halkların “biz geliyoruz” demesi, aslında değişime olan inancın ifadesidir.
Ve değişim; öfkeyle değil, akılla yönetildiğinde kalıcı olur.
