Her ilişki sevgiyle başlar. En azından öyle sanırız.
Oysa bazen sevgi sandığımız şey; onaylanma ihtiyacı, kontrol arzusu ve güç tutkusudur.
Bir insan düşünün…
Sürekli ilgi ister.
Takdir edilmek zorundadır.
Eleştirildiğinde öfkelenir ya da küser.
Merkezde olmadığı an huzursuz olur.
Bu tablo romantik bir hassasiyet değil; çoğu zaman narsistik bir örüntüdür.
Narcissistic personality disorder
Narsistik eğilim gösteren birey için ilişki, iki kişinin eşitliği değildir. İlişki; hayranlıkla beslenen bir sahnedir. Partner ise çoğu zaman alkışlayan taraftır.
Sorun şu ki; alkış azaldığında sevgi de azalır.
Böyle bir ilişkide zamanla şunlar olur:
Kendi ihtiyaçlarını ertelemeye başlarsın.
“Şimdi sırası değil” dersin.
“Onu üzmeyeyim” diye susarsın.
Ama her sustuğunda biraz daha küçülürsün.
Sağlıklı bir ilişkide fedakârlık vardır ama tek taraflı değildir.
Anlayış vardır ama öz saygı pahasına değildir.
Sevgi vardır ama korku yoktur.
Narsistik dinamiklerin olduğu ilişkilerde en sık görülen şey duygusal manipülasyondur. Suçluluk hissettirme, mağdur rolü, sessizlikle cezalandırma… Bunlar güç kurma araçlarıdır. Ama adına çoğu zaman “hassaslık” denir.
Oysa sevgi, üstünlük kurmaz.
Sevgi, eşitler arasında yaşanır.
Eğer bir ilişkide kendini sürekli açıklamak zorunda hissediyorsan…
Sınır koyduğunda bencil ilan ediliyorsan…
Kendi mutluluğun için adım attığında suçlanıyorsan…
Dur ve düşün.
Bu gerçekten sevgi mi?
Yoksa bir güç düzeni mi?
“Ben de varım” demek bir meydan okuma değildir.
Bu, sağlıklı bir bireyin en doğal hakkıdır.
Unutma:
Sevgi seni büyütmeli.
Sesini kısmamalı.
Kimliğini silmemeli.
Çünkü sevgi, küçülerek değil; yan yana büyüyerek yaşanır.
Burcu Çatalbaş
