Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer üzerinden, mesai saatleri dışında yaşanan bir tatsızlık nedeniyle başlatılan tartışmaları dikkatle, hatta kaygıyla izliyorum.
Çünkü mesele sadece bir kişi meselesi değildir. Mesele; siyasetin hangi zeminde yapılacağı, kamuoyunun nasıl yönlendirileceği ve toplumun hangi değerler üzerinden ayrıştırılmak istendiği meselesidir.
Açıkça ifade etmek gerekir ki; bir insanı yaşam tarzı üzerinden hedef almak ne siyasetin doğasına yakışır ne de toplumsal vicdanda karşılık bulur. Bu yaklaşım; fikir üretememenin, proje ortaya koyamamanın ve hizmet yarışında geri kalmanın açık bir göstergesidir. Siyaset üretkenlik ister, vizyon ister, çözüm ister. Bunlar yoksa geriye kalan tek şey, insanların özel hayatlarını didiklemek olur.
Oysa hepimiz biliyoruz ki; bir belediye başkanının nerede vakit geçirdiği, ne içtiği ya da kimlerle bulunduğu değil; kenti için ne yaptığı, vatandaşın hayatına ne kattığı ve kamu sorumluluğunu nasıl taşıdığıdır asıl ölçü.
Bir şehri yöneten insanın başarısı; asfaltla, suyla, parkla, sosyal projelerle, gençlere ve yaşlılara dokunuşuyla ölçülür. Kişisel tercihler üzerinden yürütülen tartışmalar ise bu gerçekleri gölgelemekten başka bir işe yaramaz.
Bugün burada tehlikeli olan bir başka nokta da şudur:
Toplum, bilinçli bir şekilde “özel hayat” üzerinden kutuplaştırılmak istenmektedir. İnsanların yaşam biçimleri üzerinden oluşturulan algılar, aslında daha büyük sorunların üzerini örtmenin bir aracına dönüşmektedir.
Gazetecilik ilkeleri açısından bakıldığında da tablo son derece düşündürücüdür. Basının görevi; insanların özel hayatlarını hedef göstermek değil, kamu yararını gözeterek doğru, tarafsız ve ilkeli bir şekilde bilgi sunmaktır. Kişisel yaşam alanlarını hedef alan bu tür yayınlar; ne etik değerlere sığar ne de mesleki sorumlulukla bağdaşır.
Bir gazeteci olarak açıkça ifade ediyorum:
Kamuoyunu bilgilendirmek ile kamuoyunu yönlendirmek arasında ince ama hayati bir çizgi vardır. Bugün yapılanların büyük bir kısmı, bu çizginin ötesine geçmiş, yıpratıcı ve itibarsızlaştırıcı bir dile dönüşmüştür.
Her kim olursa olsun; yere düşmüş bir insana yumruk atılmaz, tekme vurulmaz. Bu, sadece ahlaki bir duruş değil, aynı zamanda insan olmanın gereğidir. Ancak daha düşündürücü olan şu sorudur:
Bu saldırgan dili kullananlar, kendileri aynı durumla karşı karşıya kalsalar ne yapacaklardır?
İşte tam da bu noktada akıllara şu soru gelmektedir:
Yaşanan bu süreç doğal bir gelişmenin sonucu mudur, yoksa Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer üzerinden kurgulanmış bir itibarsızlaştırma operasyonu mu söz konusudur?
Bu sorunun cevabı henüz net değildir. Ancak şu gerçeği unutmamak gerekir:
Türkiye’de daha önce de birçok siyasetçinin benzer yöntemlerle hedef alındığına şahit olduk. Algı operasyonları, montaj tartışmaları, özel hayat üzerinden yürütülen linç kampanyaları… Bunların hiçbiri ne demokrasiye katkı sağlamış ne de toplumsal barışı güçlendirmiştir.
Bu nedenle yapılması gereken çok nettir:
Gerçekler şeffaf bir şekilde ortaya konulmalı, iddialar somut delillerle desteklenmeli ve kimsenin onuru, haysiyeti ve kişisel yaşamı siyasi hesaplaşmalara malzeme edilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki;
Siyaset, insanların nasıl yaşadığını değil, insanların nasıl daha iyi yaşayacağını konuşma sanatıdır.
Ve bizler; kişisel hayatların değil, kamu yararının konuşulduğu bir siyaset anlayışını savunmaya devam edeceğiz.
Mehmet Açık
Saygılarımla
