Tarih bazen bir milletin hafızasına sadece zaferleriyle değil, acılarıyla da kazınır.
28 Mart 1920… ’te yaşanan Dokurcum Değirmeni Katliamı, işte böyle bir acının adıdır.
Bu öyle sıradan bir savaş hikâyesi değildir.
Bu, silahı olmayan çocukların, bir ordunun vicdansızlığıyla yüzleştiği gündür.
Milli Mücadele yıllarında Antep, yalnızca bir şehir değil; bir direnişin, bir onurun ve bir varoluş mücadelesinin adıydı. Şehir açlıkla sınanıyor, yoklukla terbiye ediliyor ama asla teslim olmuyordu. Çünkü o şehirde gibi yüreğini ortaya koyanlar vardı.
Ama bu direniş sadece cephede değildi.
Bu direniş, çocukların omuzlarında taşınıyordu.
Henüz hayatlarının baharında, ellerine kalem yakışacak yaşta olan çocuklar, sırtlarına ekmek yükleyip cepheye koşuyordu. Çünkü biliyorlardı… O ekmek sadece bir yiyecek değil, bir direnişin devamıydı.
Ve o gün…
14 çocuk, yine aynı umutla yola çıktı.
Korkarak değil, inanarak…
Kaçarak değil, taşıyarak…
Ama karşılarında bir ordu değil, vicdansızlık vardı.
Fransız askerleri onları Dokurcum Değirmeni’nde yakaladı.
Saklanmışlardı… Çünkü çocuktu onlar.
Yaşamak istemek suç değildi.
Ama işgalcinin gözünde ne çocuk vardı ne de merhamet…
Değirmenin kapısı kırıldı.
Masumiyet zorla dışarı sürüklendi.
Eller bağlandı…
Ve ardından tarih boyunca unutulmayacak bir vahşet başladı.
O çocuklar ağladı…
Yalvardı…
Belki annelerini düşündü…
Belki de yarım kalan oyunlarını…
Ama kurşunlar hiçbirine cevap vermedi.
14 çocuk…
Bir değirmenin önünde, bir milletin yüreğine gömüldü.
Bugün ’de toprağa verilen o çocuklar, aslında bir milletin hafızasında yaşıyor. İsimleri bilinmese bile, hikâyeleri unutulmuyor.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu bir savaş değil, bu bir katliamdı.
Bu bir çatışma değil, bu bir vicdanın yok oluşuydu.
Ama bilinmeyen bir gerçek daha var…
O kurşunlar sadece çocukları öldürmedi.
Aynı zamanda Antep’in direnişini daha da büyüttü.
Çünkü bu millet, çocuklarının kanıyla sindirilecek bir millet değildir.
Bugün bizlere düşen görev; sadece anmak değil…
Anlamak…
Ve unutturmamaktır.
Dokurcum Değirmeni’nde şehit edilen o çocuklar, bu toprakların en saf kahramanlarıdır.
Onlar, bir milletin bağımsızlık destanına yazılmış en acı ama en onurlu satırlardır.
Ve biz…
O satırları asla silmeyeceğiz.
