Hatay yıllardır kuraklıkla mücadele ediyor…
Toprak çatladı, barajlar kurudu, tarlalar susuz kaldı. İnsanlar, gökyüzünden yardım dilemek için yağmur duasına çıktı. Her yıl umutlar yeşeriyor, her yıl hayal kırıklığı büyüyordu. Kuraklık, sadece toprakla değil, insanların moralini de kurutuyordu.
Sonra bir şey değişti.
Gökyüzü açıldı, yağmur başladı… hem de durmaksızın. Su, toprağa işlemiş, nehirler yeniden coşmuş, tarlalar yeşermeye başlamıştı. Bereket geri geldi; kuraklıkla savaşan çiftçinin yüzünde bir nebze gülümseme belirdi.
Ama zamanlama düşündürücü:
ABD–İran gerilimi yükseliyor, hava sahaları kapanıyor… ve ardından gelen kesintisiz yağışlar…
Bu tesadüf müydü? Yoksa gökyüzü, insan hesaplarından bağımsız olarak kendi ritmini mi bulmuştu?
Doğa çoğu zaman sessiz bir mesaj verir. Biz insanlar ise, bu mesajı anlamaya çalışırken genellikle kendi hesaplarımızı öne çıkarırız. Kuraklıkla mücadele eden Hatay, bize sadece suyun önemini hatırlatmadı; aynı zamanda doğanın sabrını, bekleyişini ve kendi dengesini yeniden kurma yetisini de gösterdi.
Yağmurun sesiyle birlikte toprak yeniden canlandı, hayat geri geldi. İnsanlar tarlalarına döndü, nehirler coştu, şehirlerde sokaklar ve bahçeler suyla doldu. Her damla, doğanın insana bir dersini fısıldıyordu: “Benim düzenim var, beklemeyi bilin.”
Ama bir soru hâlâ havada:
İnsan müdahalesi ve küresel gerilimler arasında doğa, ne kadar kendi yolunu çizebiliyor? Küresel siyasetin ve güç oyunlarının gölgesinde bile, doğa kendi ritmini koruyabiliyor mu? Yoksa bizler sadece izleyip anlamaya çalışıyoruz?
Belki de cevap basit: Doğa, eninde sonunda kendi dengesini bulur. İnsan müdahalesi ne kadar yoğun olursa olsun, yağmur, rüzgâr ve toprak kendi yollarını çiziyor. Hatay’daki bu yağmur, sadece kuraklığı sonlandırmakla kalmadı; aynı zamanda bize sabrı, dengeyi ve yaşamın kendine has ritmini hatırlattı.
Ve belki de en önemlisi: İnsanlar olarak yapmamız gereken tek şey, doğaya saygı göstermek ve onun mesajını doğru okumaktır.
Belgin Uyar Açık
