Bazen insanın en büyük savaşı, kimsenin duymadığı bir sessizlikte başlar. Ne bir çığlık yükselir içinden ne de dışarıya taşan bir isyan… Her şey derin bir suskunluğa gömülür. Çünkü anlatmanın bir anlamı kalmamıştır artık. Kelimeler yetersiz, cümleler eksik, dinleyenler ise çoktan uzaklaşmıştır.
İnsanı en çok yaralayan, hiç beklemediği yerden aldığı darbelerdir. Hele ki “asla yapmaz” dediklerinden gelen kırgınlıklar, en derin izleri bırakır. Güven, bir kez sarsıldığında sadece bir ilişki değil, insanın dünyaya bakışı da değişir. Çünkü o kırılma anı, sadece bir olay değil; bir inancın çöküşüdür.
Vefasızlık işte tam da burada büyür. Bir zamanlar omuz omuza yürüdüğün, en karanlık anlarına şahit olan birinin, seni en karanlıkta yalnız bırakmasıdır. Oysa insan, en çok zor zamanlarında kimin yanında kaldığını unutmaz. Ve en çok da, kimin gittiğini…
Sadakatsizlik ise çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Sadece büyük ihanetlerden ibaret değildir. Bazen bir bakışta gizlidir, bazen bir susuşta… Bazen de “yanındayım” sözünün içinin boş olmasında. Fiziksel olarak var olup, ruhen çoktan gitmiş olmak da bir tür terk ediştir.
İşte bu yüzden insan sessizleşir. Çünkü anlatacak çok şeyi vardır ama anlayacak kimse kalmamıştır. İçinde kırılan sadece bir kalp değildir; güven duygusudur, bağlılıktır, hatta bazen insanın kendine olan inancıdır. “Bir daha olmaz” dediği ne varsa, yeniden yaşanmasının ağırlığıdır taşıdığı.
Ve belki de en acı olan şudur: İnsan, kendine bunu yapanları incitmemek için çabalarken, en çok kendinden eksiltir. Kendi yarasını görmezden gelir, başkalarının hatalarını telafi etmeye çalışır. Oysa her susuş, biraz daha derinleştirir içindeki boşluğu.
Bu yüzden bazı savaşlar sessiz verilir. Gürültüsü yoktur ama etkisi büyüktür. Kimse görmez, kimse bilmez… Ama insan, o savaşın içinde her gün biraz daha değişir.
Çünkü bazı kırgınlıklar anlatılmaz.
Sadece taşınır…
Mehmet Açık
