Sokaklar çetelerle dolmuş, işyerleri mafyatik grupların haraç kıskacına sıkışmış. Okulların önü bile artık uyuşturucu çetelerinden geçilmiyor. Her gün bir kadın öldürülüyor; çocuklara, gençlere, masum insanlara yönelik tehdit büyüyor. Yangın haberleri, zehirlenmeler, şiddet vakaları… Hepsi artıyor, hepsi çoğalıyor. Ülke, hukukun gölgesinin bile hissedilmediği bir kaosun içine doğru sürükleniyor.
Ve tam bu atmosferde hükümet, 50 bin kişiyi hapisten sokağa salıyor.
Yetmezmiş gibi, Adalet Bakanı çıkıp “Bu bir af değil” diyor.
Peki o zaman soruyorum: Suçluları sokağa salarak mı suçları önleyeceksiniz? Suç makinesine dönüşmüş kişiler yeniden aramıza karışınca toplum daha mı güvenli olacak? Hangi mantık, hangi hesap bunun doğru olduğunu söyler?
Eğer bu bir af değilse, adı nedir?
Toplum güvenliği açısından sonuç değişmiyor ki. İnsanlar tedirgin, sokaklar güvensiz, devletin otoritesi tartışmalı hale geliyor.
Bugün işyerleri çetelerin “koruma” adı altında haraç istediği bir düzene teslim edilmiş durumda. Güvenlik güçleri mücadele ediyor, fakat suç örgütleri çoktan yapışmış damara. Mahallelerde bile “şu grup”, “bu klik” diye konuşulan yapılanmalar var. Sosyal medyaya düşen görüntüler, insanların nasıl tehdit edildiğini, nasıl sindirildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Okulların çevresi ise bambaşka bir trajedi.
Gençlerin geleceğini çalan, onları uyuşturucuyla esir almaya çalışan şebekeler artık herkesin bildiği bir sorun. Veliler korkuyor, öğretmenler çaresiz, çocuklar savunmasız. Bu suç örgütleriyle mücadele için daha sert, daha kararlı politikalar gerekirken; hapisten çıkan binlerce kişiyle sokakların yükü daha da ağırlaşıyor.
Kadın cinayetleri…
Her gün yeni bir haber. İstatistikler soğuk, gerçekler yakıcı. Bir kadının çığlığı duyulmadan, korunma talebi karşılanmadan, kolluk ile adliye arasındaki boşluklar kapatılmadan bu ölümler durmaz.
Devlet dediğimiz yapı, suçla mücadelede en sert, en caydırıcı ve en kararlı mekanizmadır.
Fakat bugün gördüğümüz tablo tam tersi.
Görev suçu işleyenleri, hırsızlık, gasp, tehdit, şiddet ve daha nice suçtan hüküm giymiş kişileri “infaz düzenlemesi” adı altında sokağa bıraktığınızda, topluma verdiğiniz mesaj nettir:
“Cezanın caydırıcılığı yoktur.”
“Yaptığınız yanınıza kalabilir.”
İşte bu mesaj, suç oranlarını artıran en büyük etkendir.
Halk soruyor:
Çeteler sokakta, uyuşturucu her yerde, kadına şiddet durmuyor, haraç düzeni büyüyor…
Peki devlet ne yapıyor?
Bu sorunun cevabı, bugün Türkiye’de adalet talebinin neden bu kadar yüksek olduğunu açıklıyor. Çünkü adalet, yalnızca dosyaların içindeki maddelerden ibaret değildir; bir toplumun nefesidir. Hukuk güven vermezse, sokak da güven vermez, gelecek de…
Bugün ihtiyacımız olan şey; suçluları serbest bırakmak değil, toplumu güvenli kılacak güçlü bir hukuk düzeni, bağımsız bir yargı, etkili bir mücadele ve kararlı bir devlet aklıdır.
Adalet, toplumun huzuru için vardır. Toplumun huzurunu tehlikeye atan düzenlemeler ise adaletin ruhunu zedeler.
Soru basit:
Suç sokakta kol gezerken, kimi neden salıyorsunuz?
Mehmet Açık
