Hayat, insanın omuzlarına zaman zaman ağır yükler bindirir. Geçim derdi, çocuklarımızın geleceği, toplumun gidişatı, güvenlik kaygıları… Hepsi üst üste geldiğinde insanın iç dünyasında bir fırtına kopar. İşte tam da böyle anlarda, basit ama derin bir hakikat bize yol gösterir:
“Kaygıyı bırak, yükü kendine yükleme. Çabayı göster sonra teslim ol.”
Bu söz, aslında hayatın en temel dengesini anlatır. Ne tamamen kaderci bir pasiflik, ne de her şeyi kontrol etmeye çalışan yıpratıcı bir çaba… İkisinin ortasında, insanı ayakta tutan o ince çizgi.
İnsan, sorumluluk sahibidir. Çocuklarımız için çalışmak, onları korumak, eğitmek, geleceğe hazırlamak bizim görevimizdir. Toplumun bir ferdi olarak doğruları savunmak, yanlışlara karşı durmak yine bizim vazifemizdir. Yani çaba göstermekten kaçmak, bu sözün ruhuna aykırıdır. Çünkü emek olmadan teslimiyet, aslında bir kaçıştır.
Ancak asıl mesele, çabanın ötesinde başlar.
Bugün en büyük sorunlarımızdan biri, kontrol edemeyeceğimiz şeylerin yükünü de sırtımıza almamızdır. Çocuklarımızın her adımını belirlemek, hayatın tüm risklerini ortadan kaldırmak, geleceği tamamen garanti altına almak… Bunların hiçbiri insanın kudreti dahilinde değildir. Buna rağmen bu yükü taşımaya çalışmak, insanı yorar, tüketir ve en sonunda umutsuzluğa sürükler.
Oysa inanç, tam da burada devreye girer.
Teslimiyet, zayıflık değildir. Aksine insanın sınırlarını bilmesi ve sonsuz kudrete güvenmesidir. “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmek ve sonrasında sonucu Allah’a bırakmak, ruhu hafifleten en büyük güçtür. Çünkü hayatı sürdüren, rızkı veren, yolları açan biz değiliz.
Bu anlayış, özellikle çocuklarımız için hayati önemdedir.
Kaygılı ebeveynler, kaygılı nesiller yetiştirir. Sürekli korku, sürekli endişe, sürekli kontrol… Bu atmosferde büyüyen bir çocuk, hayata güven duyamaz. Oysa çocuklarımızın ihtiyacı olan şey; hem sorumluluk bilinci hem de güven duygusudur. “Çalış, çabala ama korkma” diyebilen bir yaklaşım, onları hem güçlü hem de huzurlu bireyler haline getirir.
Toplum olarak da aynı noktadayız.
Her geçen gün artan olaylar, belirsizlikler ve zorluklar karşısında ya aşırı kaygıya kapılıyoruz ya da tamamen umutsuzluğa düşüyoruz. Halbuki bize düşen; doğru olanı yapmak, mücadele etmek ve sonrasında inancımızla ayakta kalmaktır.
Unutulmamalıdır ki;
Kaygı, insanı felç eder.
Çaba, insanı diri tutar.
Teslimiyet ise insana huzur verir.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten bizim sorumluluğumuz olanı mı taşıyoruz, yoksa taşıyamayacağımız yüklerin altında mı eziliyoruz?
Hayatın özeti belki de şudur:
Elinden geleni yap, kalbini temiz tut, niyetini doğru belirle…
Sonra da sonucu, her şeyin sahibi olan Rabbine bırak.
Çünkü insan çabasıyla yol alır,
ama huzuru ancak teslimiyetle bulur.
Nihal taş’ın kaleminden
