Nihal Taş’ın Kaleminden
Türkiye’de vergi konusu açıldığında herkesin aklına önce oranlar geliyor. Oysa asıl tartışmamız gereken mesele, verginin adil olup olmadığıdır.
Bugün lokanta ve restoran işletmecilerinin yaşadığı tablo bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Bir lokantacı sabahın erken saatlerinde dükkânını açıyor. Malzemesini alıyor, çalışanının ücretini ödüyor, kirasını, elektriğini, suyunu, doğalgazını ve diğer giderlerini karşılıyor. Gün boyunca müşterisine hizmet veriyor.
Sonunda elinde kalan kazanç ise çoğu zaman bütün bu emeğin karşılığını vermeye yetmiyor.
Bir tabak yemeğin arkasında ne var?
Vatandaşın masasına gelen bir tabak yemeği sadece “gıda” olarak görmek kolaydır.
Ama o tabağın arkasında çiftçinin emeği, üreticinin maliyeti, nakliyecinin gideri, lokantacının işçiliği ve işletmenin bütün sabit masrafları vardır.
Üstelik bazı temel gıda ürünlerinde %1 KDV uygulanırken, lokanta ve benzeri yeme-içme hizmetlerinde genel olarak %10 KDV uygulanmaktadır.
Burada teknik olarak farklı teslim ve hizmetlerin farklı KDV oranlarına tabi olması mümkündür.
Fakat benim asıl sormak istediğim başka:
Bu sistem küçük esnaf açısından gerçekten adil mi?
Esnaf artık sadece satış yapmıyor, ayakta kalma mücadelesi veriyor
Bugün bir lokantacının karşısındaki sorun yalnızca KDV değildir.
Et fiyatları artıyor.
Sebze fiyatları artıyor.
Yağ, pirinç, un ve diğer hammaddelerin maliyeti yükseliyor.
Elektrik ve doğalgaz faturaları işletmenin bütçesini zorluyor.
Personel giderleri yükseliyor.
Kiralar artıyor.
Bütün bunların üzerine vergi ve diğer yasal yükümlülükler geliyor.
Lokantacı ne yapacak?
Fiyatını artırsa müşteri kaybediyor.
Artırmasa zarar ediyor.
Zararına çalışsa bir süre sonra dükkânını kapatmak zorunda kalıyor.
İşte burada devletin görevi yalnızca vergi toplamak değil, üreten ve istihdam sağlayan esnafın sürdürülebilirliğini de sağlamaktır.
Vatandaş ile esnaf karşı karşıya getirilmemeli
Bir başka yanlış ise vatandaşa “lokantacı pahalı satıyor” demek, lokantacıya da “vatandaşın alım gücü yok” demektir.
Oysa ikisi de aynı ekonomik tablonun mağdurudur.
Vatandaşın cebindeki para azalıyor.
Esnafın maliyeti yükseliyor.
Aradaki makas açılıyor.
Sonuçta hem vatandaş hem esnaf kaybediyor.
Bu nedenle çözüm, vatandaşla esnafı karşı karşıya getirmek değil; maliyetleri aşağı çekmek ve vergi sistemini daha adil hale getirmektir.
Vergi devlet için gelir, vatandaş için yük olmamalı
Devletin vergi toplaması elbette gereklidir.
Devlet vergi olmadan kamu hizmetlerini sürdüremez.
Ancak vergi sistemi ekonomik hayatı boğacak noktaya geldiğinde, sonuç devlet açısından da olumlu olmaz.
Çünkü işletmeler kapanır.
İstihdam azalır.
Kayıt dışılık artar.
Vergi tabanı daralır.
Devlet uzun vadede daha fazla gelir değil, daha az gelir elde edebilir.
Bu nedenle vergi politikasının temelinde “daha çok vergi” değil, “daha adil ve sürdürülebilir vergi” anlayışı bulunmalıdır.
Lokantacı da vatandaş da nefes almak istiyor
Bir lokantanın kapısında yalnızca bir işletmenin tabelası yoktur.
O dükkânda çalışan insanların ekmeği vardır.
Tedarikçilerin kazancı vardır.
Çiftçinin ürünü vardır.
Ailenin geçimi vardır.
Dolayısıyla bir esnaf işletmesinin yaşaması, aslında ekonominin küçük bir çarkının dönmeye devam etmesi demektir.
Bu yüzden devletin özellikle küçük esnafı koruyan, kayıtlı çalışan işletmeleri destekleyen ve vergi yükünü ekonomik gerçeklerle uyumlu hale getiren politikalar geliştirmesi gerekiyor.
Son söz
Benim meselem vergi alınmasın demek değil.
Tam tersine, vergi adaletli alınsın diyorum.
Çünkü adalet yalnızca mahkemelerde aranmaz.
Adalet vergi sisteminde de olmalıdır.
Adalet esnafın terazisinde de olmalıdır.
Adalet vatandaşın sofrasında da olmalıdır.
Bugün lokantacı ayakta kalmak, vatandaş ise uygun fiyata karnını doyurmak istiyor.
Devletin görevi bu iki tarafı birbirine düşürmek değil, ikisini de yaşatacak ekonomik düzeni kurmaktır.
Çünkü unutmayalım:
Esnaf yaşarsa istihdam yaşar.
İstihdam yaşarsa ekonomi yaşar.
Ekonomi yaşarsa devlet kazanır.
Ve en önemlisi;
Vatandaşın sofrası küçülüyorsa, o ülkede vergi adaletini yeniden konuşmanın zamanı gelmiştir.
Nihal Taş
