“Her şeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.”
İnsan, hayat yolculuğunda çoğu zaman her şeyi kendi kontrolünde zanneder. Planlar yapar, hedefler belirler, geleceğe dair hesaplar kurar. Ancak hayat bize her defasında başka bir gerçeği hatırlatır: İnsan tedbir alabilir, çalışabilir, çabalayabilir; fakat sonucu bütünüyle kendi iradesiyle belirleyemez.
Çünkü hayatın görünmeyen bir dengesi, insan aklının ve gücünün ötesinde işleyen bir düzeni vardır.
Bir tohum toprağa bırakılır. Çiftçi toprağı sürer, tohumu eker, suyunu verir, bakımını yapar. Fakat o küçücük tohumun içinden koca bir ağacın nasıl çıktığını, toprağın altında köklerin nasıl yayıldığını ve bir gün o ağacın nasıl meyve verdiğini bütünüyle insanın iradesi açıklayamaz.
İnsan üzerine düşeni yapar; gerisini ise Allah’ın takdirine bırakır.
Ağacın bakımını iyi yapan bahçıvan, onun meyvesinden faydalanır. Çünkü emek vermiş, sorumluluğunu yerine getirmiştir. Fakat aynı bahçıvan, ağacın ne zaman çiçek açacağını, hangi meyvenin ne kadar büyüyeceğini ve tabiatın bütün şartlarını kendi iradesiyle belirleyemez.
İşte insanın hayatındaki denge de budur:
Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.
Bu anlayış, insanı tembelliğe değil; aksine daha büyük bir sorumluluğa çağırır. “Nasıl olsa kaderimde ne varsa o olur” diyerek hiçbir şey yapmamak tevekkül değildir. Tevekkül, insanın elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır.
Bir insan hastalandığında tedavi arar. Bir çiftçi tarlasını eker. Bir öğrenci dersine çalışır. Bir anne-baba evladını yetiştirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Bir insan işini dürüstçe yapar, hakkaniyetten ayrılmaz. Bütün bunlar kulun sorumluluk alanıdır.
Sonuç ise her zaman insanın hesapladığı gibi olmayabilir.
Bazen bütün kapıları çaldığımız halde bir kapı açılmaz. Bazen yıllarca emek verdiğimiz bir iş beklediğimiz sonucu vermez. Bazen hiç ummadığımız bir anda karşımıza yeni bir fırsat çıkar. Bazen de kayıp sandığımız bir şeyin, aslında bizi daha büyük bir zarardan koruduğunu yıllar sonra anlarız.
İşte insanın imtihanı tam da burada başlar.
Rızkı veren Allah’tır, ölümü yaratan da Allah’tır. İnsan ise kendisine verilen ömrün, imkânların ve iradenin hakkını vermekle yükümlüdür.
Denize giren insanın yüzme bilmiyorsa tedbir alması gerekir. Suyun tehlikesini bilmesine rağmen tedbirsiz davranıp kendisini riske atması, “tevekkül” olarak açıklanamaz. Çünkü Allah insana akıl vermiş, irade vermiş ve tedbir alma sorumluluğu yüklemiştir.
Aynı şekilde hayatta da insanın yapması gerekenler vardır.
Doğruyu araştırmak, yanlışlardan uzak durmak, kul hakkına dikkat etmek, çalışmak, üretmek, adaletli olmak, insanlara karşı merhametli davranmak ve sahip olduğu nimetlerin kıymetini bilmek…
Bunların tamamı insanın sorumluluğudur.
Fakat bütün gayretimize rağmen sonucu değiştiremediğimiz noktada gönlümüzü karamsarlığa teslim etmemeliyiz.
Çünkü insanın gücü sınırlıdır.
Bugün bizim için bir son gibi görünen şey, yarın yeni bir başlangıcın kapısı olabilir. Bugün anlayamadığımız bir olayın hikmetini zaman içerisinde kavrayabiliriz.
Bu nedenle insan, hayatın karşısında ne tamamen çaresiz olduğunu düşünmeli ne de her şeye tek başına hükmedebileceği yanılgısına düşmelidir.
Ne kibir ne de çaresizlik…
İkisinin arasında; gayret, sabır, tedbir ve tevekkül vardır.
Allah’a güvenmek, insanın sorumluluğunu terk etmesi değil; sorumluluğunu yerine getirirken kalbini korkudan ve ümitsizlikten korumasıdır.
Çünkü her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek, aslında büyük bir huzurun başlangıcıdır.
İnsan elinden geleni yapar.
Kapıyı çalar.
Çalışır.
Bekler.
Sabreder.
Dua eder.
Ve sonunda bilir ki:
Her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.
Bize düşen ise bize verilen iradeyi doğru kullanmak, üzerimize düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmek ve hayatın bize açtığı ya da kapattığı kapılar karşısında hikmeti aramaktır.
Çünkü bazen istediğimiz şey gerçekleşmediğinde kaybetmiş olmayız.
Belki de bilmediğimiz bir iyiliğe doğru yönlendirilmişizdir.
Ve belki de insanın en büyük huzuru, her şeyi bilmekte değil; her şeyi bilen Allah’a güvenebilmektedir.
