Bir arabanın başında başladı, kentin simgesi oldu
Bugün Mersin denince akla ilk gelen lezzetlerden biri olan tantuni, sanıldığı kadar eski bir geçmişe dayanmıyor. Kentin en eski ustalarından İzzettin Kırılmaz’ın anlattıkları, bu meşhur lezzetin aslında sokak kenarında başlayan mütevazı bir hikâyeye sahip olduğunu ortaya koyuyor.
HATAY’DAN GELEN USTA, MERSİN’DE TARİH YAZDI
1962 yılında Hatay’dan Mersin’e gelen İzzettin Kırılmaz, askerliğin ardından çeşitli işlerde çalıştı. 1967’de ise hayatını değiştirecek mesleğe adım attı.
O yıllarda eski Mersin Hali’nin yanında bulunan dokuma fabrikasının duvarı dibinde çalışan Refik, Hakkı ve Sabit ustaların yanına arabasını koyarak tantuniciliğe başladı. O günlerde ne tabela vardı ne dükkân… Sadece bir araba, bir tava ve sadık müşteriler…
O ZAMANLAR TANTUNİ FARKLIYDI
Bugünün modern tezgâhlarından çok uzaktı.
Tavalar bakırdı
Gaz ocağında pişirilirdi
“Çomaş”, “sokum” ve “dürüm” isimleriyle satılırdı
Sonrasında bakır tavaya vurulan kaşığın çıkardığı “tan-tun” sesi bu yemeğin adını belirledi:
Tantuni
ÇIRAĞI SONRADAN MİLLETVEKİLİ OLDU
Kırılmaz’ın çırağı ise yıllar sonra siyasete atılacak Hacı Özkan’dı.
Müşterilere servis yapar, Kuruçeşme’den bidonlarla su taşırdı.
Tezgâhın müdavimleri de sıradan insanlar değildi:
Bağ bahçede çalışan dönemin milletvekili Vahit Çekmez
Hale sebze getiren Kazanlı Belediye Başkanı Kenan Yıldırım
Milletvekili Ahmet Bilyeli
Hepsi aynı arabada, aynı ekmeğin arasında buluşurdu.
ARABADAN DÜKKÂNA GEÇİŞ
Tantuni tutuldukça dokuma fabrikasının duvarı dibindeki arabalar çoğaldı.
Fabrika yıkılınca ustalar zorunlu olarak dükkân açmaya başladı ve sokak lezzeti şehir markasına dönüştü.
Bugün o ilk ustalardan Refik ve Hakkı usta hayatını kaybetti, İzzettin Kırılmaz ise mesleği bırakmış durumda.
CEZERYEDEN SONRA MERSİN’İN YENİ MARKASI
Bir zamanlar Mersin’i temsil eden cezeryenin yanında artık yeni bir simge vardı: tantuni.
Dondurmacı Halil’lerin, Şekerci Akif’lerin bıraktığı mirası bu kez sokak ustaları devraldı.
Portakal çiçeklerinin kokusunun sokaklara yayıldığı o eski günler geride kaldı ama bakır tavadan yükselen o ses hâlâ aynı şeyi söylüyor:
Bir şehrin kimliği bazen bir tabakta saklıdır.
