Her gün bir kadın, şiddetin acımasız yüzüyle yaşamını yitiriyor. Her kayıp, sadece bir aileyi değil, tüm toplumu derinden etkiliyor. Çocuklar annelerini kaybediyor, geriye kalan yürekler sevgi ve güven eksikliğiyle büyüyor. Anne şefkatiyle büyümesi gereken çocuklar, travmalarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu, bireysel bir trajedi olmaktan çıkıp toplumsal bir yara hâline geliyor.
Kadın cinayetlerinin ardında sadece bireysel öfke ya da kıskançlık yok; aynı zamanda sistemin ihmali, toplumsal farkındalığın eksikliği ve caydırıcı önlemlerin yetersizliği de var. Maalesef, kadın cinayetlerinin büyük çoğunluğu daha önce şiddet gören kadınların hayatına yönelik önlemler alınmadan gerçekleşiyor. Bu tablo, hepimiz için alarm verici bir durumdur.
Artık yeter! Kadınlar ölmesin, çocuklar annesiz kalmasın. Şiddetin her türlüsüne karşı etkin ve caydırıcı önlemler alınmalı, suçlular adalet önünde hesap vermelidir. Devletin, güvenlik güçlerinin ve yargının sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi hayati önem taşıyor.
Ancak sorumluluk sadece devletle sınırlı değil. Toplum olarak da üzerine düşeni yapmak zorundayız. Kadına yönelik şiddeti normalleştiren zihniyetleri reddetmek, eğitimle farkındalık yaratmak ve kültürel bilinci güçlendirmek, şiddeti önlemenin en etkili yollarındandır. Medya, sivil toplum kuruluşları ve eğitim kurumları bu bilinçlendirme sürecinde kritik rol oynuyor.
Kadınlar yaşam hakkına sahiptir; hayatları, umutları ve geleceği için mücadele etmek hepimizin görevidir. Her kayıp, sadece bir can değil; geleceğimizi inşa edecek nesillerin de kaybıdır. Şiddetsiz bir Türkiye için adım atmaktan vazgeçemeyiz. Kadınlar güvenle yaşayabilmeli, çocuklar anneleriyle büyüyebilmelidir.
Unutmayalım ki kadın cinayetleri durmadığı sürece, toplumsal adalet ve güvenlik de eksik kalır. Artık “susma zamanı” değil, eylem zamanıdır. Her birey, toplum ve kurum üzerine düşeni yapmalı; kadınlar güvenle yaşayabileceği bir Türkiye hepimizin ortak sorumluluğudur.
Belgin Uyar Açık
