Kimseyi kırmak istemezsin.
“Hayır” demek zor gelir.
Birini üzmemek için susarsın, katlanırsın, tolere edersin.
Çünkü içten içe şu düşünceye inanırsın:
“İnsanları memnun edersem sevilirim.”
Birçok insanın farkında olmadan taşıdığı bu düşünce, zamanla bir karakter kalıbına dönüşür. Toplumun “iyi çocuk” dediği, herkesle iyi geçinen, kimseye itiraz etmeyen, kimseyi kırmayan o kişi olursun. İlk bakışta bu güzel bir özellik gibi görünür. Ama hayatın içinde bunun farklı bir bedeli olduğunu zamanla fark edersin.
Çünkü sürekli anlayış gösteren kişi olursan, bazı insanlar bunu bir erdem olarak değil, bir fırsat olarak görür.
O zaman hayatında şu durumlar ortaya çıkar:
Hayır diyemezsin.
Sınır koyamazsın.
İnsanları kırmamak için kendini kırarsın.
Bir süre sonra kendini hiç istemediğin ortamların içinde bulursun. Dedikoduların, gereksiz tartışmaların ve sahte ilişkilerin ortasında kalırsın. Çünkü sessizlik bazen yanlış anlaşılır. Suskunluk bazen kabulleniş sanılır.
Oysa mesele kavga etmek değildir.
Mesele bağırmak ya da kırmak da değildir.
Asıl mesele sınır koyabilmektir.
İnsan hayatının bir noktasında şunu öğrenir:
Herkesi memnun etmeye çalışmak insanı huzura değil, yorgunluğa götürür.
Birilerini düzeltmeye çalışmak, herkese yetişmek, her sorunu çözmeye çalışmak… Bunların hiçbiri insanı gerçekten mutlu etmez. Çünkü hayatın en zor derslerinden biri şudur: Herkesi memnun etmek mümkün değildir.
Ve bazen en doğru karar tartışmak değil, uzaklaşmaktır.
Sessizce mesafe koymak…
Kendini korumak…
Kendi sınırlarını çizmek…
İşte gerçek huzur çoğu zaman burada başlar.
Çünkü insan herkesi değiştiremez.
Ama kimi hayatında tutacağına kendisi karar verebilir.
Dünya İstihbarat Press Haber Müdürü Batuhan Yurtsever yazdı
