Toplumlar kadına nasıl bakıyorsa, aslında kendine de öyle bakar.
Kadına verilen değer; bir milletin vicdanını, adalet anlayışını ve medeniyet seviyesini gösterir.
Son günlerde isimler, kelimeler ve kültürler üzerinden yapılan tartışmalar bize bir gerçeği yeniden hatırlattı:
Tarih, sloganlarla değil; bilgiyle konuşur.
Arapça’da “Rabia” kelimesi “dördüncü” anlamına gelir. Doğrudur. Ama bir kelimenin sözlük anlamı ile o ismin tarih içinde kazandığı anlam aynı şey değildir. İslam düşünce tarihinde derin iz bırakan Rabia el-Adeviyye, bu ismi manevî bir sembole dönüştürmüştür. Bugün birçok aile, çocuklarına bu ismi bir sayı olduğu için değil; bir şahsiyetin temsil ettiği değerler nedeniyle vermektedir.
Aynı şekilde “avrat” kelimesi Arapça kökenlidir. Asıl anlamı “mahrem, örtülmesi gereken yer”dir. Osmanlı döneminde “eş” anlamında kullanılmıştır. Günümüzde kaba bulunur; bu yüzden tercih edilmez. Ama bir kelimenin tarihsel kökeninden yola çıkarak bütün bir kültürü aşağılamak, ilmi değil hamaseti besler.
Peki Türk kültüründe kadın nasıldı?
Orta Asya Türk devletlerinde kadın; sadece evin değil, devletin de paydaşıydı. Kağan fermanları “Hakan ve Hatun buyurdu ki…” diye başlardı. Hatun kurultaya katılır, söz sahibi olurdu. Bu, kadının siyasal ve toplumsal konumunun göstergesidir.
Cengiz Han’ın eşine atfedilen “Ben sizin Han’ınızım, bu da benim Han’ım” sözü; kadının yönetimdeki yerini anlatan güçlü bir ifadedir. “Hanım” kelimesi de işte bu kültürel mirastan gelir.
Ancak şu gerçeği de unutmamak gerekir:
Tarih boyunca hiçbir toplum tamamen kusursuz değildir. İslam öncesi bazı Arap kabilelerinde kız çocuklarını diri diri gömme uygulaması vardı; fakat bu bütün Arap toplumunu temsil etmezdi ve İslam’ın gelişiyle kesin biçimde yasaklandı. Aynı şekilde aile içi şiddet gibi olgular da ne bir millete ne bir dine özgüdür; insanlığın karanlık tarafıyla ilgilidir.
Mesele şu:
Kadını yüceltmek için başka bir milleti aşağılamak zorunda değiliz.
Türk kültüründe kadının güçlü bir yeri vardır; bu bir gerçektir. Ama bu gerçeği savunmanın yolu, başka toplumlara hakaret etmek değildir.
Kadın; annedir, eştir, arkadaştır, yoldaştır.
Kadın; toplumun yarısı değil, tamamlayıcısıdır.
Kadın; bir evin hanımı olduğu kadar, bir milletin de vicdanıdır.
Bizim medeniyet iddiamız; kadını incitmeyen, onu koruyan değil güçlendiren bir anlayış üzerine kurulmalıdır.
Çünkü gerçek medeniyet, kadının gözyaşını değil; onurunu büyüten medeniyettir.
Ve unutmayalım:
Bir millet kadına nasıl hitap ediyorsa, geleceğine de öyle hitap ediyordur.
