Antalya – Ankara – Şanlıurfa hattında dolaşan bir dosya var elimde. Dosya, sıradan bir boşanma davası gibi başlayıp, kamu gücünün kişisel veri üzerinde nasıl “yasal görünümlü” bir operasyon aracına dönüştürülebileceğini gösteren ibretlik bir tabloya dönüşüyor.
Büyüteç’e aldığımız konu şu:
Boşanma aşamasındaki bir çiftin davasına, eşlerden birinin başka bir kadınla otelde kaldığını gösteren belge sunuluyor. Ancak bu belge, herhangi bir özel araştırma şirketinden değil; emniyet sistemleri üzerinden elde edilen kişisel veri kayıtlarına dayanıyor.
Ve işte tam burada alarm zilleri çalmaya başlıyor.
Talimat Zinciri: Ankara’dan Şanlıurfa’ya
İddiaya göre süreç şöyle işliyor:
Antalya’daki boşanma dosyasını etkileyecek veri talebi devreye sokuluyor.
Ankara’daki üst düzey bir emniyet yöneticisi üzerinden talep iletiliyor.
Şanlıurfa’daki üst düzey yöneticiye ulaşılıyor.
Talimat, KOM Şubesi’ne iniyor.
Teknik Takip Büro Amirliği’nde görevli Polis Memuru H.B., KOMALEM sistemi üzerinden sorgulama yapıyor.
Log kayıtları “hedef kişi” statüsü verilerek yasal zemine oturtulmuş görüntüsü altında elde ediliyor.
Veri Antalya’ya ulaştırılıyor.
Belge boşanma dosyasına giriyor.
Sorgulanan kişi Şanlıurfa’ya hiç gitmemiş. Hakkında somut bir suç kaydı ya da soruşturma dayanağı bulunmuyor. Ancak sistem içinde “hedef” yapılabiliyor.
İşte mesele burada.
Görüntü Yasal, İçerik Yasa Dışı
Polis memuru H.B. savunmasında, teknik takip dosyaları kapsamında işlem yaptığını ve kimseyle veri paylaşmadığını söylüyor.
Ancak savcılık, Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi kapsamında “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma” suçundan dava açıyor. Üstelik kamu görevlisi olduğu için cezanın artırılması talep ediliyor.
Şimdi sorulması gereken soru şu:
Bu işlem gerçekten bireysel bir suistimal mi?
Yoksa emir-komuta zinciri içinde yürütülen sistematik bir operasyon mu?
Eğer ikinci ihtimal doğruysa, dosya yalnızca bir polis memurunun omuzlarına bırakılarak kapatılamaz.
“Hatır” Mekanizması İddiası
Aileyle yapılan görüşmelerde daha ağır bir iddia gündeme geliyor:
Emekli bir MİT mensubu devreye giriyor.
Ankara’daki merkez teşkilatta görevli bir daire başkanıyla temas kuruluyor.
Şanlıurfa’daki üst düzey yöneticiye talimat iletiliyor.
Veri elde ediliyor.
Dosyaya servis ediliyor.
Bu iddialar doğruysa mesele bir memurun hatası değil; kurumsal istismar demektir.
KVKK Sadece Vatandaşa mı?
Bugün sokaktaki esnaf bir müşterinin telefon numarasını izinsiz paylaşsa idari para cezası alıyor.
Özel şirketler veri ihlali yaptığında milyonluk yaptırımlarla karşılaşıyor.
Peki kamu gücü kullanılarak bir vatandaşın kişisel verisi boşanma davasında koz haline getiriliyorsa bunun hesabını kim verecek?
Kişisel verilerin korunması kanunu, devlete karşı vatandaşı korumak için vardır. Devletin kendi içindeki hiyerarşiyle vatandaşa karşı kullanılmak için değil.
Teftiş Kurulu Neyi Bekliyor?
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün idari soruşturmayı genişletmesi şarttır.
Dosya yalnızca H.B.’nin üzerinde kalırsa bu bir “günah keçisi” operasyonu olur.
KOMALEM sistemine giren her sorgunun izi vardır.
Kim talimat verdi?
Hangi yazışmalar yapıldı?
Hangi üst düzey isimler devreye girdi?
Bunların ortaya çıkarılması gerekir.
Aksi halde mesaj net olur:
“Yeterince yukarıdaysanız, kişisel veri araçtır.”
Yeni Bakan İçin Bir Test
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, göreve geldikten sonra “suç ve suçlularla tavizsiz mücadele” vurgusu yaptı.
Bu dosya, o söylemin samimiyet testi olabilir.
Çünkü burada mücadele edilmesi gereken şey sokaktaki suç değil; kurumsal gücün istismarıdır.
Son Söz
Bu yazı yalnızca bir olayın anlatımı değil.
Bu, sistem içindeki görünmez riskin işaret fişeğidir.
Suçla mücadele için kurulan teknolojik altyapı, kişisel hesaplaşmaların aparatına dönüşürse;
devletin güvenliği değil, vatandaşın güvensizliği büyür.
Soru basit:
Kişisel veri kalkan mı olacak, silah mı?
Cevap, açılacak soruşturmaların samimiyetinde saklı.
Mehmet Açık
