Son günlerde kamuoyunda tartışılan bir konu var. Merkezinde ise Akın Gürlek ve ona yöneltilen iddialar bulunuyor. Ancak meseleyi siyasi kimlikler üzerinden değil, doğrudan mesleki gerçekler ve matematik üzerinden değerlendirmek gerekiyor.
Yaklaşık 20 yıllık bir savcı ve yine benzer kıdeme sahip bir hâkimden oluşan bir aile düşünün. 2026 yılı itibarıyla, bu iki meslek grubunun maaşları göz önüne alındığında, haneye giren toplam gelirin ortalama 300.000 TL ile 350.000 TL bandında olması şaşırtıcı değildir. Bu tabloyu ortaya koyduğumuzda, uzun yıllar boyunca düzenli gelir elde eden bir ailenin gayrimenkul sahibi olması ne kadar olağan, bunu sorgulamak gerekir.
Ortaya atılan iddiaların merkezinde, söz konusu kişinin dört adet daireye sahip olması yer alıyor. Üçü İzmir’de, biri ise İstanbul’un Tuzla ilçesinde. Bugün Türkiye’nin ekonomik gerçekleri ortadayken, özellikle büyük şehirlerde konut fiyatlarının geldiği nokta düşünüldüğünde, bu tür yatırımların imkânsız olduğu yönündeki iddialar ne kadar gerçekçi?
Bir diğer tartışma konusu ise ödeme şekli. Dairenin yaklaşık 9,5 milyon TL bedelle ve taksitli olarak alındığı ifade ediliyor. Bu noktada basit bir ticari refleks devreye girer: Nakit gücü olan bireyler dahi çoğu zaman yatırımlarını taksitlendirerek likiditelerini korumayı tercih eder. Bu, yalnızca tüccarların değil, finansal okuryazarlığı olan herkesin başvurduğu bir yöntemdir.
Buna rağmen, bazı siyasi açıklamalarla konunun farklı bir zemine çekildiği görülüyor. Özellikle Özgür Özel tarafından yapılan çelişkili beyanlar, tartışmayı daha da karmaşık hale getiriyor. Bir gün farklı, ertesi gün farklı rakamların telaffuz edilmesi; kamuoyunun sağlıklı değerlendirme yapmasını zorlaştırıyor.
Burada asıl mesele şu:
Bir iddia ortaya atıldığında, bu iddia neye dayanıyor? Belgeye mi, yoksa algıya mı?
Tapu kayıtları, banka hareketleri ve resmi belgeler; modern devlet sistemlerinde en sıkı korunan ve geriye dönük olarak denetlenebilen verilerdir. Bu kayıtların keyfi şekilde değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması teknik ve hukuki olarak mümkün değildir. Buna rağmen, doğruluğu teyit edilmemiş bilgiler üzerinden toplumda kanaat oluşturulmaya çalışılması, sağlıklı bir tartışma zemini oluşturmaz.
Daha dikkat çekici olan ise toplumun bir kesiminin, en basit matematiksel hesapları dahi göz ardı ederek bu tür iddialara sorgulamadan inanabilmesidir. Oysa mesele son derece basittir:
Düzenli ve yüksek gelir elde eden iki kamu görevlisinin, yıllar içerisinde gayrimenkul yatırımı yapması hayatın olağan akışına uygundur.
Bugün Anadolu’nun birçok şehrinde dahi konut fiyatlarının milyonlarla ifade edildiği bir dönemde, büyükşehirlerde bu rakamların daha yukarıda olması şaşırtıcı değildir. Bu gerçeği görmezden gelerek yapılan yorumlar, daha çok algı üretmeye hizmet eder.
Sonuç olarak;
Çağ bilgi çağıdır.
Çağ belge çağıdır.
Ve en önemlisi, çağ akıl ve matematik çağıdır.
Eğer bir iddia ortaya atılıyorsa, bu iddia duygularla değil; verilerle, belgelerle ve mantıkla değerlendirilmelidir. Aksi halde, gerçekler değil, algılar konuşur.
Fatih Küpeli
Saygılarımla
