Bin yıl önce taşlara kazınan sözler, bugün hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. Çünkü bazı sözler vardır; yalnızca bir dönemi anlatmaz, bir milletin kaderine ışık tutar.
Tarihimizin en çetin dönemlerinden birinde devlet yıkılmış, millet dağılmıştı. Umutlar kırılmış, Türk adı neredeyse tarihin tozlu sayfalarına karışmak üzereydi. Ama işte tam o karanlık dönemde bir ses yükseldi.
Bilge Kağan’ın sesi…
“Ey Türk!
Üstte mavi gök çökmedikçe,
Altta yağız yer delinmedikçe,
Senin ilini ve töreni kim bozabilir?”
Bu sözler sadece bir hitap değildi. Bu sözler bir milletin yeniden ayağa kalkışının manifestosuydu.
Bilge Kağan, aklıyla devleti yeniden kurarken; kardeşi Kül Tigin kılıcıyla bu dirilişin öncüsü oldu. Dağılan boyları bir araya getirdiler, umutsuzluğu umutla değiştirdiler. Fakir olanı zengin, güçsüz olanı güçlü kıldılar.
Onlar sadece bir devlet kurmadılar.
Bir milletin hafızasını yeniden ayağa kaldırdılar.
Orhun Yazıtları bugün yalnızca tarihi bir belge değildir. O taşlarda bir milletin ruhu vardır. O yazıtlarda devlet yönetiminin hikmeti, millet olmanın sorumluluğu ve birlik olmanın gücü anlatılır.
Ve en önemlisi…
O taşlara Türk adını kazıdılar.
Çünkü biliyorlardı ki bir milletin adı unutulursa, varlığı da zamanla silinir.
Bugün ise bizler o büyük mirasın emanetçileriyiz. Atalarımızın taşlara kazıdığı o sözler bize sadece geçmişi anlatmıyor; aynı zamanda geleceğimizi de hatırlatıyor.
Bir millet özünü unutursa, kökünden kopar.
Ama özüne dönen bir millet yeniden güç bulur.
Bugün belki çağ değişti, dünya değişti. Ama bir milletin ayakta kalmasını sağlayan değerler değişmedi: birlik, adalet, cesaret ve kimliğine sahip çıkmak.
İşte bu yüzden o bin yıllık çağrı bugün de bize sesleniyor:
Titreyin ve kendinize dönün…
Özünüze dönün…
Çünkü özünü hatırlayan bir milletin yolunu hiçbir fırtına kesemez.
Nihal Taş
