Tarihin derinliklerinden kopup gelen, çağları aşan bir fikir vardır ki, bu fikir yalnızca bir coğrafyanın değil, bir milletin ruhunun sembolüdür: Kızılelma. Türk milleti için Kızılelma, ulaşılmak istenen maddî bir yer değil, manevî bir ülküdür. O, sonsuzluğa yürüyen bir davanın, adalet, kudret ve hikmetle yoğrulmuş kutlu yolculuğunun adıdır.
Kızılelma’nın Kökeni: Mitoloji ve Töreyle Yoğrulmuş Bir Kavram
Kızılelma’nın kökeni, Orta Asya Türk mitolojisine dayanır. Efsanelerde, gökyüzünde parlayan ve sürekli yer değiştiren, ulaşıldığında yeni bir ufuk belirleyen altın bir elma tasviri yer alır. Bu elma, her Türk hakanı için yeni bir fetih, yeni bir adalet alanı ve yeni bir “kut” demektir.
Orhun Yazıtları’nda geçen “Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım” anlayışı, Kızılelma’nın ruhunu yansıtır.
Töre ve Kızılelma İlişkisi: Ahlaki Bir Yürüyüş
Türk Töresi, adaleti, hakkaniyeti, milletin refahını önceleyen, kutlu bir yönetim anlayışıdır. Kızılelma’ya yürüyen bir Türk beyinin veya devletinin, töreye sadakati olmazsa olmazdır.
Töreye göre:
Kızılelma, güçle değil, hakla alınır.
Kızılelma’ya yürüyen kişi, nefsini değil milletini düşünmelidir.
Adalet terazisi şaşarsa, Kızılelma da gözden kaybolur.
Tarih Boyunca Kızılelma Anlayışı
Kızılelma, her çağda farklı bir mana taşımıştır ama özü hep aynıdır: Türk’ün büyük ideali.
Göktürkler Dönemi Kutlu Kağanlar, Tengri tarafından kutsanmış olarak gördükleri “cihan hâkimiyeti” düşüncesiyle, doğudan batıya, kuzeyden güneye hükmetmeyi görev bilmişlerdir. Bu anlayış, Kızılelma’nın ilk izlerini taşır.
Selçuklu ve Osmanlı Dönemi Selçuklular için Kızılelma, İslam dünyasında adaleti ve düzeni tesis etmekti. Osmanlılar döneminde ise Kızılelma’nın adı açıkça anılır. İstanbul, Roma, Viyana gibi şehirler birer “hedef” olmuş ama bu hedeflerin ardında manevî bir cihan düzeni düşüncesi yatmıştır.
Osmanlı askerleri, seferlere giderken “Kızılelma’ya!” diyerek yola çıkarlardı. Bu, yalnızca bir savaş narası değil; kutlu bir niyetin duasıydı.
Birlik ve Dirlik: Kızılelma Türk Dünyası’nın Ortak Ülküsüdür
Kızılelma, yalnızca Türkiye Türklerinin değil; bütün Türk dünyasının, bütün mazlumların, hatta insanlığın ortak adalet ve özgürlük ülküsüdür. Kırgız’dan Türkmen’e, Azeri’den Gagavuz’a, Uygur’dan Kazak’a kadar her Türk boyu için birleşme fikrinin adıdır.
Ziya Gökalp bu ideali şöyle tanımlar: “Kızılelma, Türk milletinin yeniden doğuşunun ve yükselişinin sembolüdür.”
Alp ve Eren: Kızılelma’ya Yürüyen Ruh
Kızılelma’ya yürüyen kişi ya da topluluk, alp-eren vasfını taşımalıdır:
Alp: Mücadeleci, cesur, savaşçı.
Eren: Bilge, merhametli, adaletli.
Bu nedenle Kızılelma, sadece fetihle alınmaz; bilgiyle, ahlakla, fedakârlıkla kazanılır. Alp Er Tunga’dan Fatih Sultan Mehmet’e kadar bu ruh hep diri kalmıştır.
Günümüzde Kızılelma Ne Anlama Gelir?
Bugün Kızılelma:
Türk milletinin yeniden dirilişini ve şahlanışını temsil eder.
Teknolojide, eğitimde, bilimde öncülük etme hedefidir.
Türk birliği ve mazlum coğrafyaların hürriyeti için verilen mücadeledir.
Millî savunma sanayisinden, kültürel direnişe kadar her alanda milli duruşun adıdır.
Bugün Türkiye’nin milli İHA’sına ve jet uçağına “KIZILELMA” ismi verilmesi boşuna değildir. Bu, teknolojik çağda bile bu kutlu ülkünün hâlâ yaşadığını gösterir.
Son Söz: Kızılelma Sonsuzdur
Kızılelma’ya yürümek, bir ömürlük değil; bir milletlik meseledir. Her çağda değişse de anlamı hep aynıdır: Adaletli, güçlü, bir ve hür Türk milleti.
Kızılelma, bazen bir sancaktır, bazen bir dua… Bazen bir bakıştır çocuğun gözlerinde, Bazen yiğidin adım adım yürüdüğü zorlu yoldur. Ama her şeyden önce, Kızılelma, Türk milletinin ruhudur.Uluslararası turan Kızılelma teşkilatı genel başkanı Mehmet Açık
