İnsan bazen en derin uykusunu gözleri açıkken uyur. Hayatın telaşı, alışkanlıkların ağırlığı ve çevrenin dayattığı kalıplar arasında savrulurken, kendini yaşadığını sanır. Oysa gerçek yaşam, insanın kendi iç sesini duymaya başladığı an başlar.
Uyananlar…
Onlar artık sadece görünenle yetinmeyenlerdir. Hayatın perde arkasını merak eden, sorgulayan ve kalbiyle görmeye cesaret edenlerdir. Uyanmak; sadece gözlerini açmak değil, ruhunun sesine kulak vermektir. Çünkü insan, en çok kendine yabancı kaldığında kaybolur.
Her uyanışın bir başlangıcı vardır.
Bir kırılma anı…
Bazen bir kayıp, bazen derin bir yalnızlık, bazen de hayatın ansızın yüzünü sertçe göstermesi. İşte o an, insan ya karanlığa daha sıkı tutunur ya da içindeki ışığı fark eder. Uyanış, çoğu zaman acıyla kapıyı çalar ama beraberinde gerçeği getirir.
Herkes bu çağrıyı duymaz.
Kimileri hâlâ alıştığı düzenin içinde kalmayı seçer. Sorgulamaktan korkar, çünkü gerçek bazen ağırdır. Oysa uyananlar bilir; gerçek ne kadar zor olursa olsun, insanı özgürleştiren tek şeydir.
Bugün insanlık, farklı bilinç seviyelerinde yol alıyor.
Kimi fark etmiş, kimi fark etmek üzere, kimi ise hâlâ derin bir uykuda… Ama hayat, her birine kendi dilinde konuşur. Kimi zaman bir hastalıkla, kimi zaman bir kayıpla, kimi zaman da altüst eden bir gerçekle…
Unutulmamalıdır ki;
Sarsıntılar bir ceza değil, bir çağrıdır.
İnsan, en çok sarsıldığında kendine gelir.
Ve uyanmak…
Bir ayrıcalık değil, bir sorumluluktur.
Gerçeği görenin susmaya hakkı yoktur. Işığı fark eden, karanlıkta kalanlara da yol göstermelidir. Çünkü her insan, bir diğerinin uyanışına vesile olabilir.
Şimdi sorulması gereken tek bir soru var:
Sen gerçekten uyanık mısın, yoksa sadece gözlerin mi açık?
Hatice Demirci
