Son günlerde İran üzerinden yükselen gerilim, sadece bölgesel dengeleri değil, tarihî ve kültürel bağlarımızı da yeniden gündeme taşıdı. İran denince aklımıza sadece Tahran yönetimi gelmemeli; bu toprakların yarısına yakını Türkçe konuşan halklarla doludur. Tebriz ve çevresi, binlerce yıldır Türk yurdudur ve bu gerçek, günümüz siyaseti ne kadar görmezden gelirse gelsin değişmez.
Trump’ın veya herhangi bir yabancı gücün bölgeye müdahalesi, yalnızca kısa vadeli kaos yaratmakla kalmayacak; binlerce yıllık kültürel dokuyu da derinden sarsacaktır. Amerikalıların, bölgenin tarihine ve etnik yapısına dair bilgi eksiklikleri, bu tür girişimlerin riskini daha da artırıyor. Bu, sadece askeri bir müdahale değil; kültürel ve etnik bir trajediye de dönüşebilir.
İran topraklarında yaşayan Türkler, tarih boyunca kendi kimliklerini korumak için sayısız mücadele vermiştir. Bu mücadele, Pehlevi monarşisi döneminde de, mollaların baskıcı yönetimi altında da devam etmiştir. Bugün ise hâlâ bu topraklarda yaşayan milyonlarca Türk, hem kendi dillerini hem de kültürel miraslarını yaşatmaya çalışmaktadır. İşte bu yüzden, bölgeye yönelik dış müdahaleler yalnızca kısa vadeli politik kazanımlar sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda tarihî ve kültürel bir travma yaratacaktır.
Bizim durduğumuz nokta açıktır: Ne Pehlevilerden ne de mollalardan yanayız. Siyasi rejimler gelip geçer, ideolojiler değişir; ama toprakların gerçek sahipleri, tarih boyunca bu coğrafyayı yöneten Türklerdir. Sadece Türklerden yanayız. Bu duruş, sadece bir etnik veya tarihsel hak iddiası değil; aynı zamanda bölgede kalıcı barış ve istikrarı sağlamak için gerekli bir perspektiftir.
Tebriz, Erdebil, Zencan ve diğer Türk yurtları; tarih boyunca hem kültürel hem de stratejik açıdan Türkler için önemli merkezler olmuştur. Bu şehirlerde yaşayan halk, sadece İranlı değil, aynı zamanda Türk tarihinin ve kültürünün taşıyıcısıdır. Bu gerçek göz ardı edilemez. Bugün yapılacak yanlış bir hamle, bölgedeki dengeyi alt üst edebilir ve geniş çaplı etnik çatışmalara yol açabilir.
“İran Türk yurdudur, 900 yıl Türkler yönetmiştir. Ne Pehlevilerden ne de mollalardan yanayız. Sadece Türklerden yanayız.”
Bu sözler, yalnızca bir hatırlatma değil; aynı zamanda bir uyarıdır. Tarih, kültür ve kimlik bağlarını yok sayan hiçbir güç, kalıcı başarı elde edemez. Fatih Küpeli, bu yazısıyla hem tarihî hakikatleri hem de günümüz jeopolitik gerçeklerini okurlarına bir kez daha hatırlatıyor ve bölgede sağduyulu bir yaklaşımın önemine dikkat çekiyor.
