Dil ve bayrak, bir ulusu var eden en temel ögelerdir. Atatürk, bunu çok net bir şekilde ifade etmiştir: “Türk demek, Türkçe demektir.”
Unutmayalım ki; dilimizi koruyamazsak, kimliğimizi de koruyamayız. Dilimiz, sadece bir iletişim aracı değil; Türklüğümüzün, özümüzün ve kimliğimizin aynasıdır.
Ne yazık ki, tarih bunun acı örnekleriyle doludur. Ortadoğu’da, Afrika’da, Avrupa’da ve Asya’da dilini kaybeden birçok Türk soylu topluluk, kimliğini yitirmiş ve başka ulusların içinde erimiştir. Bu, sadece bir kültürel kayıp değil, aynı zamanda ulusal bir felakettir.
Bugün ise Osmanlıca adı altında yeniden Arapça ve Farsçaya dönüş çabaları, Türk kimliğini bu topraklardan silme girişimlerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Siyasal ihvancıların Türkçeyi tartışmaya açması, ülkemizde Türk Ulus Egemenliği’ni yok etme ve Türkiye’yi çok etnik kimlikli bir yapıya dönüştürme stratejisinin parçasıdır.
Laiklik ve Cumhuriyet tartışmaları da ayrı gelişen olaylar değildir; bilakis, büyük stratejik planın parçalarıdır. İşin üzücü yanı, Türklerin büyük çoğunluğunun kendi kimliğine sahip çıkmaması ve Arapçılık, ümmetçilik maskesi altında ihvancı politikalara destek vermesidir. İşte buna mankurtlaşmak diyoruz.
O hâlde görevimiz açıktır: Diline, kimliğine, özüne, özgürlüğüne ve Türklüğüne sahip çıkmak. Çünkü bir ulusun dili yoksa, kimliği de yoktur.
Türk Ulusu, diline ve kimliğine sahip çık!
Fatih Küpeli
