Dün Adana’da yaşanan bir olay, toplum olarak ne kadar büyük bir tehlikenin içinde bulunduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi. Emekli bir polis baba, iddialara göre uyuşturucu bağımlısı olan 23 yaşındaki öz oğlunun bıçaklı saldırısına uğradı. Uyuşturucu parası vermediği gerekçesiyle saldırıya uğrayan baba, canını korumak amacıyla beylik tabancasını kullanmak zorunda kaldı ve kendi evladının ölümüne sebep oldu.
Bir düşünün…
Bir baba, evladının başından ayrılamıyor. Çünkü karşısında bir suçlu değil, kendi canından bir parça yatıyor. Ancak aynı zamanda o evlat, bağımlılık nedeniyle babasına bıçak çekebilecek hale gelmiş durumda.
İşte asıl sorgulamamız gereken nokta budur.
Bir babaya evladını öldürtme noktasına getiren, bir evladı da öz babasına bıçak çektirecek hale sokan bu zehir düzeninin sorumluları kimlerdir?
Uyuşturucuyu üretenler, ülkeye sokanlar, dağıtanlar, gençleri zehirleyen torbacılar, buna göz yumanlar, bu kirli ticaretten servet elde edenler ve villalarında oturup toplum adına ahkâm kesenler bu felaketin ortaklarıdır.
Bugün yaşanan birçok cinayet, soygun, fuhuş, aile içi şiddet ve parçalanan yuvaların arkasında uyuşturucu belası bulunmaktadır.
Bizim atalarımız bu vatanı uyuşturucuyla değil, kendi kanlarıyla suladı. Bu milletin evlatları geleceği inşa etmek için yetiştirildi. Ancak bugün gençlerimizin bir kısmı kimyasal zehirlerin pençesinde hayatlarını kaybediyor, aileler ise sessizce yıkılıyor.
Artık yalnızca “Uyuşturucuya Hayır” sloganlarıyla sonuç alınamayacağı açıktır.
Öncelikle bağımlı hale gelmiş gençler için güçlü rehabilitasyon ve tedavi sistemleri kurulmalıdır. Bu insanlar toplumdan dışlanmak yerine tedavi edilerek yeniden hayata kazandırılmalıdır.
Diğer taraftan uyuşturucu ticareti yapanlara yönelik cezalar konusunda toplumun beklentileri son derece yüksektir. Devletin kararlı mücadelesi, caydırıcı yaptırımlar ve etkin adli süreçler bu suç örgütlerinin kökünü kurutacak şekilde uygulanmalıdır.
Vatandaşların en büyük korkularından biri de ihbar mekanizmasına olan güvensizliktir. İnsanlar torbacıları ve satıcıları şikâyet etmekten çekiniyor. Çünkü kimliklerinin açığa çıkabileceğinden endişe ediyorlar. Bu konuda devletin vatandaşın güvenini tam anlamıyla sağlayacak sistemleri daha da güçlendirmesi gerekmektedir.
Asıl soru şudur:
Bu zehir ülkeye nasıl giriyor?
Kimler bu ticaretin içerisinde yer alıyor?
Hangi karanlık bağlantılar gençlerimizin hayatını çalıyor?
Devletin asli görevi yalnızca suçluyu yakalamak değil, bu zehrin ülkeye giriş yollarını tamamen kapatmaktır. Sorunun kaynağı kurutulmadan sonuçlarıyla mücadele etmek yeterli olmayacaktır.
Yıllar önce Adana’da ve Osmaniye’de uyuşturucuya karşı mücadele eden birçok insan vardı. Seslerini yükselttiler, farkındalık oluşturdular. Çünkü biliyorlardı ki uyuşturucu sadece bir asayiş sorunu değil, milli güvenlik sorunudur.
Bugün de aynı gerçeğin altını çizmek gerekiyor.
Bu devletin on binlerce kolluk kuvveti, milyonlarca vatansever evladı vardır. Yeter ki millet, polis ve asker aynı hedef etrafında birleşsin. Yeter ki gençliğimizi koruma konusunda taviz verilmesin.
Çünkü uyuşturucu sadece bireyleri değil, bir milletin geleceğini öldürmektedir.
Batuhan Yurtsever
Haber Müdürü
Güncel Haber Ajansı – Dünya İstihbarat Press
