Şimdi bir dakika…
Basına yansıyan iddialar doğruysa, ekonomik sorunların toplumsal huzursuzluğa dönüştürülmesi, çay ve fındık üreticileri üzerinden eylemlerin büyütülmesi, Anadolu’daki çiftçi protestolarının ülke geneline yayılması ve daha büyük toplumsal gösterilerin organize edilmesi gibi birtakım planlardan söz ediliyor.
Eğer gerçekten böyle bir plan varsa, burada çok ciddi bir meseleyle karşı karşıyayız.
Ama önce birbirinden iki şeyi kesin biçimde ayırmak zorundayız:
Vatandaşın gerçek mağduriyeti başka, o mağduriyeti kullanarak toplumsal kaos üretmeye çalışmak bambaşka bir şeydir.
Çay üreticisi hakkını ararsa FETÖ’cü mü ilan edilecek?
Fındık üreticisi protesto ederse örgüt üyesi mi sayılacak?
Çiftçi ürününün para etmediğini söylerse “kaos planının parçası” mı olacak?
Emekli “geçinemiyorum” dediğinde şüpheli mi görülecek?
İşçi hakkını istediğinde provokatör mü ilan edilecek?
Vatandaş ekonomik sıkıntıları eleştirdiğinde “örgüt bağlantılı” mı kabul edilecek?
Hayır!
Demokratik bir hukuk devletinde ekonomik mağduriyetini dile getirmek suç değildir.
Hakkını aramak suç değildir.
Protesto etmek, kanunların çizdiği sınırlar içinde demokratik bir haktır.
Asıl sorgulanması gereken, vatandaşın gerçek sorunlarını kullanarak onu yasa dışı bir örgütlenmenin veya toplumsal kalkışmanın aracı haline getirmeye çalışan yapılar varsa, onlardır.
ÇİFTÇİNİN ÖFKESİ ÇİFTÇİNİN SUÇU DEĞİLDİR
Türkiye’nin dört bir yanında çiftçinin, esnafın, işçinin ve emeklinin ekonomik sorunları olabilir.
Bir çiftçi gübre fiyatından, mazot maliyetinden, ürününün alım fiyatından şikâyet edebilir.
Bir fındık üreticisi emeğinin karşılığını alamadığını söyleyebilir.
Bir çay üreticisi daha iyi fiyat isteyebilir.
Bir emekli maaşının yetmediğini haykırabilir.
Bunların tamamı toplumun gerçek hayatından doğan meselelerdir.
Bu insanların sesini kısmak yerine, neden bu noktaya geldiklerini anlamak gerekir.
Çünkü vatandaşın şikâyetini bastırmak, şikâyetin kaynağını ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, sorunları büyütür.
Fakat burada ikinci bir tehlike daha vardır:
Birileri vatandaşın haklı ekonomik taleplerini kendi siyasi veya örgütsel amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışıyorsa, bunun hesabı vatandaşa sorulamaz.
Çiftçinin öfkesi çiftçinin suçu değildir.
KİM PLANLADI, KİM FİNANSE ETTİ?
Eğer soruşturma kapsamında gerçekten ekonomik sıkıntıların toplumsal huzursuzluğa dönüştürülmesine yönelik planlar tespit edilmişse, o zaman sorulması gereken sorular bellidir:
Kim planladı?
Kim finanse etti?
Kim organize etti?
Kimlerle görüşüldü?
Hangi toplumsal kesimler hedeflendi?
Hangi iletişim kanalları kullanıldı?
Hangi finansal hareketler gerçekleşti?
Kim, hangi organizasyonun altyapısını hazırladı?
Bunların tamamı hukuk içinde, delilleriyle ve şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır.
Ama sakın ola ki yanlış bir denklem kurulmasın:
“Çiftçi protesto etti, demek ki örgüt bağlantılı.”
Bu akıl dışı bir yaklaşım olur.
Çiftçi çiftçidir.
Hakkını arar.
Devlet de vatandaşının hakkını ve hukukunu korur.
Eğer birileri gerçekten çiftçinin öfkesini örgütlü bir kalkışmaya dönüştürmeye çalışıyorsa, hesap vermesi gereken çiftçi değil, o öfkeyi kullanmaya çalışanlardır.
TARİKAT VE CEMAATLER HUKUKUN ÜZERİNDE DEĞİLDİR
Türkiye’de yıllardır tarikatlar, cemaatler ve çeşitli dini yapılanmalar tartışılıyor.
Burada temel ölçü çok nettir:
İnanç özgürlüğü vardır; fakat hiçbir yapı hukukun üzerinde değildir.
Bir cemaatin veya dini grubun varlığı tek başına suç değildir.
Ancak herhangi bir yapı içerisinde suç örgütlenmesi, yasa dışı finans, kamu düzenini bozma amacı, şiddet veya başka bir suç faaliyeti varsa bunun adı cemaat, tarikat ya da başka bir yapı olması sonucu değiştirmez.
Hukuk devleti açısından herkes aynı ölçüye tabidir.
Ne siyasi gücü olan korunmalıdır ne de sıradan vatandaş ezilmelidir.
ASIL TEHLİKE: GERÇEK SORUNLARIN GÖRMEZDEN GELİNMESİ
Bugün Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri ekonomik sıkıntılardır.
Vatandaşın alım gücü, üreticinin maliyeti, emeklinin geçim mücadelesi, gençlerin iş bulma kaygısı, esnafın ayakta kalma çabası görmezden gelinemez.
Bu sorunların üzerine bir de “protesto eden herkes şüphelidir” anlayışı eklenirse, toplum ile devlet arasındaki güven daha fazla zarar görür.
Devletin görevi vatandaşın sesini kısmak değil, vatandaşın neden bağırdığını anlamaktır.
Öte yandan vatandaşın gerçek sorunlarını kullanarak ülkeyi kaosa sürüklemeye çalışan herhangi bir yapı varsa, devletin görevi de bunun üzerine hukuk içinde kararlılıkla gitmektir.
İki mesele birbirine karıştırılmamalıdır.
KAÇ TARİKAT VE CEMAAT VAR?
İşte asıl sorulardan biri de burada karşımıza çıkıyor:
Türkiye’de kaç tarikat ve cemaat yapılanması var?
Bunların hangileri yasal sınırlar içerisinde faaliyet gösteriyor?
Hangilerinin ekonomik yapıları nedir?
Finans kaynakları nelerdir?
Hangi şirketlerle bağlantıları vardır?
Kamu kurumlarıyla ilişkileri hangi düzeydedir?
Eğitim, yurt, vakıf, dernek ve ticari şirketler üzerinden nasıl bir ekonomik ağ oluşturulmaktadır?
Bütün bunlar kişileri veya inançları hedef almak için değil, hukukun ve şeffaflığın gereği olarak bilinmelidir.
Çünkü devlet, hangi görüşten olursa olsun bütün yapılanmaları aynı hukuk ölçüsüyle denetleyebilmelidir.
NE ÇİFTÇİYİ SUÇLAYIN NE DE ÖRGÜT İDDİALARINI ÖRTBAS EDİN
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey korku siyaseti değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, hukukun üstünlüğüdür.
Çiftçinin hakkını araması demokratik bir haktır.
İşçinin hakkını istemesi demokratik bir haktır.
Emeklinin geçinemediğini söylemesi demokratik bir haktır.
Vatandaşın hükümeti eleştirmesi demokratik bir haktır.
Fakat herhangi bir örgütün bu gerçek sorunları kullanarak yasa dışı bir kalkışma planlaması bambaşka bir konudur.
Bu iddialar doğruysa delilleri ortaya konulmalı, sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir.
Doğru değilse de insanların itibarları ve demokratik hakları korunmalıdır.
Ne vatandaşın ekmek derdi siyasete kurban edilmelidir ne de vatandaşın ekmek derdi üzerinden ülkenin huzuruna kasteden herhangi bir yapılanmaya göz yumulmalıdır.
Çünkü halkın ekmek derdi gerçektir.
Halkın alın teri gerçektir.
Çiftçinin borcu gerçektir.
Emeklinin geçim sıkıntısı gerçektir.
Ve gerçek sorunların üzerine kurulan hiçbir yanlış hesap, Türkiye’nin geleceğinden daha değerli değildir.
Devlet güçlüdür.
Ama devletin gücü, vatandaşın sesini kısmaktan değil;
adaletten, hukuktan, liyakatten ve milletin tamamına eşit mesafede durmaktan gelir.
Ne çiftçiyi susturun…
Ne işçiyi korkutun…
Ne emekliyi görmezden gelin…
Ne de halkın gerçek sıkıntılarını kullanarak ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen varsa onlara müsaade edin.
Halkın ekmeği üzerinden oyun kurulmasına izin vermeyin.
Türkiye, hiçbir cemaatin, hiçbir tarikatın, hiçbir örgütün ve hiçbir siyasi hesabın üzerinde değildir.
Bu ülke hepimizindir.
Mehmet Açık
