Bugün Türkiye’de “milliyetçilik” kavramı yeniden tartışılmalı…
Hem de ezberleri bozarak, konfor alanlarını terk ederek.
Çünkü bazı gerçekler var ki, yıllardır ya görmezden gelindi ya da bilinçli şekilde unutturuldu.
Bakınız…
Türk dünyası, tek tip bir inanç ya da yaşam biçiminden ibaret değildir.
Gagavuz Türkleri Hristiyan’dır.
Yunanistan’daki Karaman Türkleri de öyle…
Karaimler Musevi inancına sahiptir.
Altay Türkleri Tengrici, Saha-Yakut Türkleri Şaman’dır.
Uygur Türklerinin bir kısmı Budisttir.
Azerbaycan ve İran’daki Türkler ağırlıklı olarak Şii’dir.
Anadolu’daki Türkmenlerin önemli bir bölümü Alevi’dir…
Şimdi soralım:
Türk milliyetçiliği dediğimiz şey, sadece Sünni Müslümanlık mıdır?
Eğer öyleyse, bu tanım milyonlarca Türk’ü dışarıda bırakmıyor mu?
Milliyetçilik; kapsayıcı mı olmalıdır, yoksa dayatmacı mı?
Bugün “milliyetçilik” adına konuşanlar, aslında hangi yaşam tarzını, kime dayatmaktadır?
Tarihe biraz daha geniş açıdan bakalım…
Dünyadaki ilk Türk derneği 1908 yılında Budapeşte’de kuruldu.
İlk Türkoloji kürsüsü 1870’te yine Budapeşte’de açıldı.
Demek ki Türkçülük fikri sadece Anadolu’nun değil, daha geniş bir coğrafyanın ürünüdür.
Peki…
Macaristan’daki Turan düşüncesini hiç düşündük mü?
Bugün sadece ’yi tanımak yeter mi?
Yoksa gibi isimleri de bilmek gerekir mi?
Sadece okuyarak mı milliyetçi olunur?
Yoksa gibi farklı coğrafyalardan seslere de kulak vermek mi gerekir?
Bir başka soru daha…
’yı biliyoruz.
’i duymuşuz.
Peki ya ?
Ya da ?
Türk milliyetçiliği sadece sağ ideolojinin tekelinde midir?
Yoksa tarihsel olarak anti-emperyalist ve halkçı bir damar da taşımakta mıdır?
Çünkü gerçek şu ki…
Türk dünyasında milliyetçi hareketler çoğu zaman sömürgeciliğe karşı doğmuştur.
Ama bugün…
Neden neoliberal düzene karşı sessizlik var?
Neden vahşi kapitalizme karşı güçlü bir duruş sergilenmiyor?
Ve şimdi gelelim meselenin en çarpıcı kısmına…
…
Onun 1980 yılında yazdığı adlı eseri, sadece bir roman değildir.
Bir uyarıdır.
Bu eserde geçen “Mankurt” efsanesi…
Hafızası silinmiş, kimliğini unutmuş, sorgulama yetisini kaybetmiş insanı anlatır.
Kendi geçmişine yabancılaşan,
Kendi köklerini inkâr eden,
Ve sadece kendisine verilen emirleri yerine getiren bir insan…
Bugün bu kavram sadece bir efsane mi?
Yoksa modern dünyada farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor mu?
Şimdi herkes kendine şu soruyu sormalı:
Biz gerçekten milliyetçi miyiz?
Yoksa bize öğretilen dar kalıpların içinde, düşünmeden hareket eden birer “mankurt” mu olduk?
Milliyetçilik;
Dayatmak değil, anlamaktır.
Dışlamak değil, kavramaktır.
Tek tipleştirmek değil, çeşitliliği kabul etmektir.
Unutmayalım…
Kimliğini bilen bir toplum güçlüdür.
Ama kimliğini unutan bir toplum, başkalarının yönettiği bir kalabalığa dönüşür.
Anlayana…
Halkın Sesi
