Bazen öyle zamanlardan geçeriz ki; tartışmaların, ayrışmaların, günlük siyasi çekişmelerin hiçbir anlamı kalmaz. İşte tam da böyle bir dönemin içindeyiz. Dünyanın dört bir yanında savaşların, krizlerin ve insanlık dramlarının yaşandığı bir süreçte, bize düşen en büyük sorumluluk; birlik olmak, kenetlenmek ve devletimize sahip çıkmaktır.
Bugün İran’da yaşananlar, aslında hepimize açık bir mesaj veriyor. Bombalar, mermiler ya da krizler; kimlik sormaz. Ne etnik köken, ne mezhep, ne de siyasi görüş… Hepsi bir anda anlamını yitirir. Geriye sadece hayatta kalma mücadelesi kalır. Bu yüzden hâlâ vaktimiz varken, ayrışmayı değil birleşmeyi seçmek zorundayız.
Artık şu gerçeği açıkça konuşmalıyız: Devlet sadece kapısını çaldığımız bir kurum değildir. Devlet, gerektiğinde omuz verdiğimiz, yükünü paylaştığımız, sorumluluğunu üstlendiğimiz ortak yapıdır. “Ben devletim için ne yapabilirim?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir
Savunma sanayi bugün bir tercih değil, bir zorunluluktur. Güçlü bir ordu, sadece sınırları değil; geleceği, bağımsızlığı ve huzuru korur. Bu noktada toplumun her kesimine görev düşüyor. Özellikle yüksek gelir grubunda olanlar, bürokratlar, yöneticiler… Herkes elini taşın altına koymalıdır.
Belki de en çarpıcı soru şudur: Yarın bir tehdit kapımıza dayandığında, hazır mıyız?
Hazır olmak sadece silahla olmaz. Hazır olmak; bilinçle, dayanışmayla, fedakârlıkla olur. Her evde bir asker, bir polis varmış gibi düşünmek; güvenlik güçlerimizin kıymetini bilmek zorundayız.
Unutmamak gerekir ki; bu topraklarda bizi ayakta tutan en büyük güç, birlik duygusudur. Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’si, Sünni’si… Hepimiz aynı kaderin parçasıyız. Aynı bayrağın altında, aynı geleceği paylaşıyoruz. O bayrak düşerse, hiçbirimizin ayrı bir hikâyesi kalmaz.
Bugün birbirimize daha sıkı sarılma günüdür. Yarın geç olabilir.
Devlet varsa biz varız. Devlet yoksa, hiçbirimiz yokuz.
Ve belki de en önemli gerçek şu: Güçlü bir ordu, sadece sınırları değil; milletin onurunu da korur…
Karar Partisi Mersin İl Başkanı Hacı Mehmet Özer
