Hatırlayacaksınız… Daha kısa bir süre önce Adana Adliyesi’nin emanetindeki uyuşturucularla bazı hâkim ve savcıların da adının karıştığı âlem görüntüleri ortaya saçılmıştı. Bir hâkime hanımın akıllara durgunluk veren yolsuzluk, usulsüzlük ve ilişkileri sosyal medyada adeta belgesel hâline gelmişti.
Dün medyaya düşen haberse, bu çürümenin ne kadar derine indiğini bir kez daha gösterdi: Büyükçekmece Adliyesi’nin emanetindeki 25 kilogram altın ve 50 kilogram gümüş, adliyede görevli bir işçi tarafından çalındı. Yaklaşık 147 milyon liralık bu soygunu gerçekleştiren kişi, ailesini de alıp İngiltere’ye kaçmış.
Daha bu haberi hazmedemeden yenisi geldi: Adalar Adliyesi’nin emanetindeki 12 tabanca çalındı.
Bu tabloyu görünce aslında yadırgamamak gerek. Çünkü toplumsal çürüme, çoktan kurumları ve bürokrasiyi felç etmiş durumda.
Ceza yok, caydırıcılık yok
Suç işleyen, ceza almayacağını biliyor. Ya da alsa bile kısa süre sonra sokaklara geri dönmeyi…
Adalet dağıtması gereken kurumların içi boşalıyor; liyakatsiz kadrolar, siyasallaşmış mekanizmalar ve köksüz değerler ortamı bir araya gelince, içeriden çürümüş bir yapıyla karşılaşıyoruz.
Sadece büyük şehirlerde değil; Anadolu’nun kasabalarında bile haraç çeteleri türedi.
İşyerleri kurşunlanıyor.
Her gün kadınlar öldürülüyor.
Her gün 3-5 işçi “iş kazası” adı verilen iş cinayetlerinde can veriyor.
Ormanlar, oteller, işyerleri yanıyor.
Doğa yağmalanıyor.
Sokaklar suçlularla dolup taşıyor.
Ve tüm bunlar olurken, şimdi hapisteki 50 bin suçlunun yeniden salınmasından söz ediliyor. Bu sayının 95 bine çıkacağı bile konuşuluyor. Böyle bir zeminde suç nasıl önlenecek?
Adaletteki çürüme, toplumdaki çürümenin aynasıdır
Kanunen yasak olmasına rağmen İstanbul başsavcısının bir şirkette yönetim kurulu üyesi olduğu ortaya çıkıyor. Bunu eleştirmeyen, hatta savunan binlerce insan var. Üstelik dindarlık iddiasında olan kitleler…
Bu adalet, gücünü muhaliflere karşı gösterirken, yandaşları görmezden gelen bir çifte standart üzerine kuruluyor.
Yetersiz hâkim ve savcıların elinde hatalı kararlar çıkıyor.
Basit bir dava yıllarca sürüyor.
Avukatlık mesleği, toplumdaki itibarını çoktan kaybetti.
Bütün bunlar, genel çürümenin sonuçlarıdır.
Reform değil, köklü bir yeniden inşa gerekiyor
Sürekli “yeni anayasa” diyorlar ama hangi maddelerin neden değişeceğini kimse açıklamıyor.
Oysa anayasada en acil değişmesi gereken maddeler, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) oluşumunu düzenleyen maddelerdir.
Adalet sisteminin temizlenmesi için:
• Hukuk fakültelerinden başlayan,
• Meslek içi eğitimlerde derinleşen,
• HSK’nın yeniden yapılandırılmasıyla kurumsallaşan,
• Liyakat esaslı, bağımsız bir sistem kurulması gerekiyor.
Aksi hâlde…
Adli emanetten çalınan altınlar, tabancalar ya da uyuşturucular sadece bireysel vakalar olarak görülür.
Oysa bunlar genel çürümenin ve kokuşmuşluğun yansımasıdır.
Demem odur ki, bu ülkede adli emanetteki hırsızlık bir “olay” değil, sistemin tamamına sinmiş çürümenin bir semptomudur.
Tedavi ise pansumanla değil, köklü bir ameliyatla mümkündür.
