Yazan: Mehmet Açık
Türkiye’de bir işi olanın ilk cümlesi çoğu zaman aynı olur:
“Orada tanıdığın var mı?”
Bu soru, aslında yılların biriktirdiği toplumsal bir hafızanın özetidir.
Hastaneye gideceğiz; tanıdık doktor arıyoruz.
Belediyede işimiz var; tanıdık memur arıyoruz.
Bankada işlem yapacağız; şube müdürünü tanıyan birini arıyoruz.
Mahkemede davamız var; iyi bir avukat kadar, sistemi bilen birini bulmaya çalışıyoruz.
Çünkü çoğu zaman kurumun işleyişinden önce, o kurumun içindeki kişiye güvenmeyi öğrenmişiz.
Bu yalnızca bireysel bir tercih değil, uzun yıllar içinde oluşmuş bir toplumsal refleks.
Devlet güçlü olabilir. Kurumlar büyük binalara sahip olabilir. Kanunlar kusursuz yazılmış olabilir. Ancak vatandaşın zihnindeki asıl soru şudur:
“Benim işim gerçekten kurala göre mi yürür, yoksa birini tanıyor olmam mı gerekir?”
İşte güven tam da burada başlar veya burada kaybolur.
Toplumların gelişmişliği sadece ekonomik büyüklükle ölçülmez. En önemli ölçülerden biri, vatandaşın kurumlarına duyduğu güvendir.
Eğer insanlar haklarını almak için torpil arıyorsa, sistem sorgulanmaya başlanmıştır.
Eğer insanlar adalet için tanıdık arıyorsa, hukuk yalnızca kitaplarda kalma riski taşır.
Eğer insanlar liyakat yerine referansın daha etkili olduğuna inanıyorsa, gelecek nesiller umutlarını kaybetmeye başlar.
Bugün birçok insanın yaşadığı duygu budur.
Bu nedenle güveni yeniden inşa etmek zorundayız.
Kurumlar kişilere göre değil, kurallara göre işlemelidir.
Bugün sevdiğimiz için uygulanan bir kural, yarın sevmediğimiz için değişmemelidir.
Kanun, makam, yetki ve hizmet; kişiye göre değil, vatandaşa göre işlemelidir.
Çünkü güçlü devlet, güçlü insanlarla değil; güçlü kurumlarla ayakta kalır.
Bir memur değiştiğinde sistem değişiyorsa, orada kurum kültürü henüz oluşmamıştır.
Bir yönetici gittiğinde hizmet duruyorsa, orada kişiler kurumlardan daha büyük hâle gelmiştir.
Oysa gelişmiş ülkelerde güven, insanların iyi niyetine değil; kurumların istikrarına dayanır.
Bizim de ulaşmamız gereken nokta budur.
Çocuklarımızın “Babamın tanıdığı var.” diyerek değil, “Benim hakkım var.” diyerek büyüdüğü bir Türkiye…
İşte gerçek güven, gerçek adalet ve gerçek kalkınma o gün başlayacaktır.
Çünkü insana güvenmek güzel bir erdemdir.
Ama bir ülkeyi güçlü yapan, insanların değil, kurumların güven vermesidir.
