Biz bir nesil olarak her sabah aynı cümlelerle güne başladık:
“Türküm, doğruyum, çalışkanım…”
Bu sözler sadece birer kelime değildi.
Bir bilinçti, bir yön duygusuydu.
İnsanın kendine verdiği bir sözdü aslında.
Sınıfın içinde yankılanan o cümleler, sadece duvarlara çarpıp geri dönmezdi;
zihnimize, davranışlarımıza, hayatımıza yerleşirdi.
Çünkü o dönemlerde değerler anlatılmazdı sadece, yaşatılırdı.
Doğruluk; yakalanmamak değil, yanlış yapmamaktı.
Çalışkanlık; başkası görsün diye değil, kendine saygı için emek vermekti.
Saygı; makamdan değil, insan olmaktan doğardı.
Bir öğretmenin bakışı, bir babanın susuşu, bir annenin fedakârlığı…
Hepsi birer dersti.
Kimse “ahlak dersi” diye ayrı bir başlık açmazdı.
Çünkü hayatın kendisi zaten o dersti.
Bugün ise aynı kelimeler hâlâ kullanılıyor.
Ama içleri boşaltılmış durumda.
Doğruluk konuşuluyor ama yalan kazandırıyor.
Çalışkanlık övülüyor ama torpil yükseltiyor.
Adalet anlatılıyor ama güçlü olan haklı çıkıyor.
Bu sadece bir çelişki değil, bir çöküştür.
Ve bu çöküş, sessiz ama derin ilerliyor.
Bugünün çocuğu artık sadece dinlemiyor, gözlemliyor.
Sadece söyleneni değil, yapılanı kaydediyor.
O yüzden bir çocuğa “yalan söyleme” deyip telefonda “yok de” derseniz,
o çocuk sizin sözünüzü değil, davranışınızı öğrenir.
“Adil ol” deyip kayırmacılık yaparsanız,
adaletin bir seçenek değil, bir masal olduğunu düşünür.
“Çalış” deyip emeğin karşılığını vermeyen bir düzenin parçası olursanız,
çalışmanın değil, bağlantının değerli olduğunu kavrar.
Ve sonra biz büyükler şaşırırız:
“Bu çocuklar neden böyle?”
Çünkü çocuklar bozulmadı.
Onlara gösterilen dünya değişti.
Bir nesil yetişiyor;
neye inanacağını bilemeyen,
kime güveneceğini kestiremeyen,
doğru ile yanlış arasında değil, çıkar ile risk arasında seçim yapmaya zorlanan…
Bu, sadece bir eğitim meselesi değildir.
Bu, bir toplum meselesidir.
Eskiden “karakter” bir hedefti.
Bugün “rahat yaşamak” bir hedef hâline getirildi.
Eskiden “onurlu olmak” öğretilirdi.
Bugün “kolay kazanmak” özendiriliyor.
Eskiden insanlar çocuklarına isim bırakmak isterdi.
Bugün miras bırakmayı yeterli sanıyor.
Oysa isim, maldan daha uzun yaşar.
Antlar kaldırıldı diye değerler yok olmadı.
Ama o değerleri hatırlatacak, yaşatacak, savunacak irade zayıfladı.
Çünkü değerler kitaplarda değil, insanlarda yaşar.
İnsanlar vazgeçerse, değerler de sessizce kaybolur.
Bugün asıl sorulması gereken soru şudur:
Biz çocuklara ne söylüyoruz değil…
Biz çocuklara ne gösteriyoruz?
Çünkü bir çocuk,
babası gibi olmayı seçer,
öğretmeni gibi düşünmeyi öğrenir,
toplumu gibi davranmayı normal kabul eder.
Ve biz ona nasıl bir dünya sunarsak,
yarın o dünyanın sahibi olur.
Gerçek tokat şudur:
Sorun çocuklar değil.
Sorun, onların önüne koyduğumuz örneklerdir.
Eğer bir toplum kendi değerlerini yaşatmıyorsa,
gelecek nesilden o değerleri beklemek,
sadece bir temenniden ibarettir.
Şimdi mesele bir ant meselesi değil.
Mesele, o antın içini dolduracak iradeyi yeniden bulabilmek.
Çünkü kelimeler kolaydır.
Zor olan, o kelimelere sadık kalmaktır.
Ve unutulmamalıdır ki:
Bir nesli kurtarmak için uzun nutuklara değil,
dürüst bir örneğe ihtiyaç vardır.
O örnek de biziz.
Nihal Taş
