Türkiye bugün yalnızca ekonomik bir darboğazdan değil, aynı zamanda güven, adalet ve umut krizinden de geçiyor. Çarşıda, pazarda, fabrikada, tarlada ve üniversite sıralarında aynı cümle yankılanıyor: “Böyle gitmez.” İşte Karar Partisi Genel Başkanı Yaşar Aydın’ın Batman’dan yaptığı “Bu düzen değişmek zorunda.” açıklaması, tam da bu toplumsal ruh hâlinin siyaset diline yansıması olarak değerlendirilebilir.
Siyasetin asli görevi, milletin sesine kulak vermektir. Vatandaş geçim derdiyle mücadele ederken, gençler gelecek planlarını başka ülkelerde kurarken, çiftçi üretmekten vazgeçme noktasına gelirken ve emekli hayatının en zor dönemini yaşarken; siyasi kurumların bu tabloya kayıtsız kalması düşünülemez.
Bugün Türkiye’de milyonlarca insanın ortak gündemi enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücünün düşmesidir. Market raflarındaki fiyatlar değişirken maaşlar yerinde sayıyor. Bir zamanlar orta direk olarak tanımlanan kesim, artık temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Ekonomik büyüme rakamları açıklansa da vatandaşın cebine yansımayan her başarı, toplum nezdinde karşılığını kaybediyor.
Ancak ekonomik sıkıntılar, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.
Bir devletin en büyük sermayesi güven duygusudur. İnsanlar hukuka güvenirse yatırım yapar, geleceğini planlar, çocuklarını umutla yetiştirir. Adalet duygusu zedelendiğinde ise yalnızca mahkemelere değil, devletin bütün kurumlarına olan güven de sarsılır. Bu nedenle Yaşar Aydın’ın adalet vurgusu, ekonomik eleştirilerin çok ötesinde bir anlam taşımaktadır.
Batman’da dile getirilen bir başka önemli konu ise üretim oldu. Çiftçinin artan elektrik maliyetleri nedeniyle üretim yapamaz hâle geldiği yönündeki değerlendirme, aslında Türkiye’nin tarım politikalarının yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Üretmeyen bir ülke, tüketmeye mahkûm olur. Tüketen toplumlar ise zamanla ekonomik bağımsızlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Konuşmanın dikkat çeken yönlerinden biri de toplumsal birlik mesajıydı. Kürt vatandaşların dili, kültürü ve kimliğine ilişkin temel hakların evrensel insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşım, farklılıkların çatışma değil, birlikte yaşamanın zenginliği olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. Güçlü devlet, farklılıklarından korkan değil; onları ortak değerler etrafında buluşturabilen devlettir.
Batman özelinde dile getirilen işsizlik, yoksulluk, uyuşturucu ve tefecilik sorunları ise sadece bölgenin değil, Türkiye’nin birçok kentinde hissedilen sosyal yaralardır. Özellikle gençlerin umutsuzluğa sürüklenmesi, yalnızca bugünün değil, yarının da kaybedilmesi anlamına gelir. Gençlerine umut veremeyen toplumlar, geleceklerini inşa etmekte zorlanır.
Karar Partisi’nin dile getirdiği “Adalet, Ahlak ve Liyakat” ilkeleri, Türk siyasetinde uzun yıllardır özlemi duyulan temel kavramlar arasında yer alıyor. Ancak siyaset, yalnızca doğru sözleri söyleme sanatı değildir. Asıl önemli olan, bu ilkeleri uygulanabilir politikalarla hayata geçirebilmektir. Millet artık sloganlardan çok, sonuç görmek istemektedir.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla ortak akıldır. Daha fazla kavga değil, daha fazla çözüm üretmektir. Daha fazla ayrışma değil, adalet ekseninde güçlenen toplumsal birlikteliktir.
Batman’dan yükselen “Bu düzen değişmek zorunda.” sözü, mevcut yönetime yönelik siyasi bir eleştirinin ötesinde, toplumdaki değişim beklentisini dile getiren bir çağrı olarak okunabilir. Bu çağrının nasıl bir karşılık bulacağını elbette demokratik süreçler ve milletin iradesi belirleyecektir.
Çünkü demokrasilerde son sözü siyasetçiler değil, sandıkta konuşan millet söyler.
Ve unutulmamalıdır ki; güçlü bir Türkiye’nin temeli yalnızca ekonomik kalkınmadan değil, hukukun üstünlüğünden, liyakatten, şeffaf yönetimden ve milletin yönetime duyduğu güvenden geçmektedir. Düzenin değişip değişmeyeceğine ise en sonunda yine millet karar verecektir.
Batuhan Yurtsever
Haber Müdürü
Güncel Haber Ajansı
