Karar Parti MYK Üyesi Hacı Mehmet Özer, Türkiye’nin 2026 yılı bütçesinde faiz giderlerinin ulaştığı seviyeye tepki göstererek, uygulanan ekonomi politikalarının faturasının geniş toplum kesimlerine çıkarıldığını savundu.
2026 yılı bütçesinde merkezi yönetim faiz giderleri için 2 trilyon 741,7 milyar lira ödenek ayrılmış durumda. Özer, yılın ilk 7 ayında faiz giderlerinin 1 trilyon 791 milyar liraya ulaşmasına dikkat çekerek, rakamların kamu maliyesindeki faiz yükünün boyutunu ortaya koyduğunu belirtti.
“Kamuda tasarruf Hazine’nin kapısından içeri giremedi”
Hacı Mehmet Özer yaptığı değerlendirmede, hükümetin uzun süredir gündemde tuttuğu kamuda tasarruf politikalarının uygulamada yeterli karşılık bulmadığını ileri sürdü.
Özer, şu ifadeleri kullandı:
“Kamuda tasarruf tedbirleri Hazine’nin kapısından içeri giremedi. Vatandaştan toplanan her 100 liralık verginin yaklaşık 23 lirası faize gitti. Mehmet Şimşek’in kemer sıkma politikası Hazine’ye değil; emekliye, işçiye, çiftçiye ve dar gelirliye uygulandı.”
Ekonomide tasarruf yapılacaksa bunun öncelikle kamu harcamalarında ve israf kalemlerinde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Özer, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bir dönemde vergi yükünün artırılmasının sosyal adalet açısından ciddi sorunlar oluşturduğunu savundu.
“Faize giden para üretime gitseydi”
Özer, faiz ödemelerinin büyüklüğünün yalnızca bir bütçe kalemi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bu kaynağın üretim ve istihdama yönlendirilmesi halinde Türkiye ekonomisine önemli katkı sağlayabileceğini ifade etti.
“Bugün milyarlarca lira faiz ödemesine ayrılıyor. Oysa aynı kaynak; tarımsal üretimin desteklenmesinde, sanayicinin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasında, gençlerin istihdamında, emeklilerin gelirlerinin artırılmasında ve küçük esnafın ayakta tutulmasında kullanılabilirdi” diyen Özer, borç-faiz sarmalının kırılması gerektiğini söyledi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı farklı bir tablo ortaya koyuyor
Hazine ve Maliye Bakanlığı ise faiz yükündeki artışın önemli bölümünün geçmiş yıllardaki yüksek enflasyonun TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına yansımasından kaynaklandığını belirtiyor. Bakanlık, faiz harcamalarının vergi gelirlerine oranının 2026 yılında yüzde 19,9’a gerilemesinin beklendiğini açıklıyor.
Bakanlık ayrıca bütçe disiplininin sürdürüldüğünü savunuyor. Mehmet Şimşek’in 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin değerlendirmesinde, yılın ilk dört ayında faiz dışı bütçe dengesinin geçen yılın aynı dönemine göre 536 milyar lira iyileşerek 375 milyar lira fazla verdiği belirtilmişti.
Buna karşın Hacı Mehmet Özer, ekonomik programın sonuçlarının vatandaşın günlük yaşamındaki etkiler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
“Kemer sıkmanın adresi vatandaş olmamalı”
Özer, özellikle emekli, işçi, çiftçi, küçük esnaf ve dar gelirli vatandaşların yüksek yaşam maliyetleri karşısında zorlandığını belirterek, ekonomik programın sosyal boyutunun güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
“Ekonomiyi düzeltmenin yolu vatandaşın sofrasından kısmak değildir” diyen Özer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emekliye ‘tasarruf et’ deniliyor, işçiye ‘sabret’ deniliyor, çiftçiye yüksek maliyetlerle üretmesi bekleniyor, dar gelirli vatandaşa ise sürekli yeni vergiler ve zamlar geliyor. Buna karşılık bütçenin önemli bir kaynağı faiz ödemelerine ayrılıyor. Biz buna itiraz ediyoruz.”
“Üretim ekonomisine geçilmeli”
Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik büyüme için yüksek faiz ve borçlanma maliyetlerinden kurtularak üretim, ihracat, istihdam ve katma değerli yatırımlara ağırlık vermesi gerektiğini belirten Özer, ekonomi yönetimine çağrıda bulundu.
Özer, “Türkiye’nin geleceği borçlanarak değil, üreterek inşa edilmelidir. Kamu kaynakları vatandaşın refahını artıracak alanlara yönlendirilmelidir. Tasarruf yapılacaksa önce kamudaki israf ve verimsizlikle mücadele edilmelidir” dedi.
Karar Parti MYK Üyesi Hacı Mehmet Özer, ekonomik politikanın başarısının yalnızca bütçe rakamlarıyla değil, vatandaşın alım gücü, emeklinin yaşam standardı, çiftçinin üretim gücü ve gençlerin iş bulma imkânlarıyla ölçülmesi gerektiğini vurgulayarak, faiz yükünün azaltılmasının Türkiye ekonomisinin öncelikli hedeflerinden biri olması gerektiğini söyledi.
