Ekranlarda mafya, sokaklarda şiddet…
Her akşam televizyonu açın ya da sosyal medyada birkaç dakika gezinin; aynı sahneyle karşılaşıyorsunuz: Silahlar konuşuyor, insanlar susuyor. Şiddet artık bir istisna değil, adeta gündelik hayatın fon müziği hâline getiriliyor.
Ve sonra gerçek hayat…
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir çocuk, eline geçirdiği pompalı tüfekle okulu basıyor. Masum öğrenciler, öğretmenler hedef oluyor. Hemen ardından Kahramanmaraş’ta başka bir felaket: Bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırı, geride acı, korku ve derin yaralar bırakıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Hâlâ ekranlarda aynı senaryoyu izlemeye devam ediyoruz.
İhanetlerin, pusuların, infazların sıradanlaştırıldığı; hukukun hiçe sayıldığı; insan hayatının bir kurşun kadar değersiz gösterildiği diziler… Ve bu dizilerde suç işleyen karakterler “karizmatik”, “güçlü” ve hatta “örnek alınası” olarak sunuluyor.
Sonra dönüp soruyoruz:
“Bu gençliğe ne oluyor?”
Gerçekten soruyor muyuz, yoksa cevabı bildiğimiz hâlde görmezden mi geliyoruz?
Çünkü gerçek şu:
Gençlik kendiliğinden bozulmaz.
Gençlik, neyle beslenirse ona dönüşür.
Yıllardır ekranlardan gençlere şu mesaj veriliyor:
Güç = Silah
Saygı = Korku
Başarı = Yasa dışı yollar
Böyle bir denklemle büyüyen bir nesilden; kitap okuyan, düşünen, saygılı bireyler çıkmasını beklemek gerçekçi midir?
Bugün;
Öğretmenine el kaldıran,
Doktora saldıran,
En küçük tartışmada bıçağa sarılan,
Şiddeti bir çözüm yöntemi olarak gören bir gençlik profiliyle karşı karşıyaysak…
Bu bir tesadüf değildir.
Bu, uzun yıllardır işlenen bir kültürün sonucudur.
Mafya dizilerinde suçun bir bedeli yoktur.
Adalet ya yoktur ya da etkisizdir.
Vicdan geri plandadır.
Ama güç, para ve şiddet sürekli parlatılır.
Ve siz bunu her gün milyonlarca eve servis ederseniz…
Sonra da “Toplum nereye gidiyor?” diye soramazsınız.
Toplum, kendisine gösterilen yöne gider.
Eğer gençlerin hayal dünyasına;
Bilim yerine silahı,
Erdem yerine zorbalığı,
Sevgi yerine korkuyu yerleştirirseniz…
Ortaya çıkan tablo da bugünkü gibi olur.
Bugün sokakta “mafyacılık oynayan” çocuklar varsa, bu bir oyun değildir.
Bu, bilinçaltına kazınmış bir rolün dışa vurumudur.
Artık bu gerçeği görmezden gelmeyi bırakmalıyız.
Reyting uğruna şiddeti parlatan içeriklerle bir nesli göz göre göre kaybediyoruz. Bu ülkenin ihtiyacı; silahla konuşan karakterler değil, sözüyle örnek olan insanlardır.
İntikam hikâyeleri değil, adalet duygusunu güçlendiren anlatılardır.
Karanlık değil, ışıktır.
Çünkü ekranlar sadece eğlendirmez…
Ekranlar öğretir, şekillendirir ve yön verir.
Bugün neyi izletirseniz, yarın onu yaşarsınız.
Ve açık konuşalım:
Siz mafyayı izlettikçe…
Toplumda şiddet büyür.
Çocuk katilleri çoğalır.
O yüzden artık kimse çıkıp
“Bu gençlik neden böyle?”
diye sormasın.
Fatih Küpeli
