İnsan, kendine en kolay yalanı söyleyen varlıktır.
Kimi zaman gücüne, kimi zaman makamına, kimi zaman da “ben kötülük yapmam” zannına sığınır.
Kendini temize çıkaracak bir gerekçe bulur mutlaka.
Oysa hakikat, nefsin fısıldadıklarından çok daha nettir:
Hiç kimse muaf değildir.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan o sarsıcı hakikat, insanın tüm savunma mekanizmalarını yerle bir eder:
“Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesinleşmiş hükmüdür.”
Bu ilahi beyan, bir tehditten öte bir uyarıdır.
Çünkü insan, unutur.
Unuttukça gevşer, gevşedikçe sınırlarını aşar.
Dünya hayatı, çoğu zaman bir sarhoşluk gibidir.
Gözler görür ama hakikati seçemez,
kulaklar duyar ama ibret almaz.
Zaman akar, ömür tükenir,
ama insan hep “daha var” zanneder.
Oysa ilahi adaletin terazisi şaşmaz.
Ne bir eksik tartar, ne bir fazla.
Herkes, kendi yaptığının karşılığını alır.
Ne bir adım ileri, ne bir adım geri…
Ayetin devamı ise hem korkunun hem umudun kapısını aralar:
“Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız…”
İşte bütün mesele burada düğümlenir.
Kurtuluş, iddiada değil;
yaşayıştadır.
Takva;
sadece dilde kalan bir korku değil,
hayata yön veren bir bilinçtir.
Bir kulun, yalnızken de doğruyu seçebilmesidir.
Kimsenin görmediği yerde bile,
“Rabbim görüyor” diyebilmektir.
Bugün insanlık, belki de en büyük sınavını vicdan üzerinden veriyor.
Haksızlık sıradanlaşıyor,
adalet öteleniyor,
merhamet zayıflıyor.
Zalimlik ise sadece büyük suçlarla sınırlı değil artık.
Bir hakkı görmezden gelmek de zulümdür,
bir mazlumun sesini duymamak da…
Ve ayet, zalimlerin sonunu açıkça ortaya koyar:
“…zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.”
Bu, sadece bir son değil;
aynı zamanda bir sonuçtur.
Yaşananların, yapılanların, tercihlerin sonucu…
Bugün hâlâ bir fırsat var.
Hâlâ kalbimizi yoklayabiliriz.
Hâlâ kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Ben gerçekten doğru olanı mı yaşıyorum,
yoksa kendimi mi kandırıyorum?”
Çünkü bu dünya, bir son değil;
bir geçiştir.
Bir imtihandır.
Ve o imtihanda
hiç kimse muaf değildir…
Ama unutulmamalıdır ki;
her uyarı, aynı zamanda bir rahmettir.
Her korku, içinde bir umut taşır.
Yeter ki insan, yüzünü hakikate dönsün.
Yeter ki kalbini susturmasın.
Çünkü kurtuluş,
hala mümkündür.
Nihal Taş
