Türkiye’de son 5 yıldır adliye koridorlarında, emniyet bültenlerinde ve sosyal medyada yankılanan en sarsıcı başlıklardan biri değişmiyor: “Balkondan düşerek hayatını kaybetti.”
Peki, yüksek binaların balkon ve pencerelerinden düşen bu kadın ölümlerinin arkasındaki gerçek ne? Soruşturma dosyalarına, adli tıp verilerine ve istatistiklere yansıyan tablo korkutucu bir eğilime işaret ediyor.
SİYASETTEN SERT TEPKİ: “ARTIK YETER, KADINLARIMIZ BU KADAR KOLAY YOK SAYILAMAZ”
Tırmanan vakalar ve kamuoyunda büyüyen endişe siyaset dünyasının da en üst seviyede ana gündem maddesi haline geldi. Olaylara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karar Partisi MYK Üyesi Hacı Mehmet Özer, konunun ciddiyetine dikkat çekerek adli ve mülki idareye doğrudan çağrıda bulundu.
Tepkisini dile getirerek yetkilileri göreve davet eden Hacı Mehmet Özer, şu ifadeleri kullandılar:
”Artık yeter! Kadınlarımız, kızlarımız bu kadar kolay yok sayılamaz. Balkondan düştü denilerek üzeri örtülmeye çalışılan her dosya, vicdanlarımızda derin bir yaradır. Tüm yetkilileri görevlerini eksiksiz yapmaya ve adli süreçleri en ince detayına kadar işletmeye davet ediyorum.”
SON ACI ÖRNEK: SANATÇI ATİLLA TAŞ’IN KIZI SEZEN TAŞ 14. KATTAN DÜŞEREK CAN VERDİ
Toplumda kanayan bu açık yaranın son sarsıcı örneği Mersin’in Erdemli ilçesinde yaşandı. Ünlü sanatçı Atilla Taş’ın 34 yaşındaki kızı Sezen Taş, bir tatil sitesinde bulunan binanın 14. katından düşerek hayatını kaybetti.
Olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri 2 çocuk annesi Sezen Taş’ın hayatını kaybettiğini belirlerken, cansız bedeni otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Emniyet güçleri olayın kaza mı, intihar mı yoksa şüpheli bir durum mu olduğunu belirlemek üzere geniş çaplı soruşturma başlattı. Acı haberle yıkılan Atilla Taş ve ailesi derin bir yasa boğulurken, bu vaka yüksekten düşerek yaşamını yitiren kadın ölümlerindeki şüpheleri yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.
İSTATİSTİK ALARMI: 5 YILLIK BİLANÇO DOKUZ AYDA AŞILDI
Kadın hakları örgütleri ve veri takip merkezlerinin raporlarına göre, Türkiye’de şüpheli kadın ölümleri içinde “yüksekten düşme” vakaları tarihi bir zirveye ulaştı.
Rakamlarla Karanlık Tablo: Mart 2021 ile Ekim 2025 arasındaki yaklaşık 4,5 yıllık süreçte kayıtlara geçen yüksekten düşme kaynaklı şüpheli kadın ölümü sayısı 66 iken, 2026 yılının yalnızca ilk 9 ayında bu sayı 47’ye ulaştı.
Cinayetleri Geçen Şüphe: Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verilerine göre, 2026 yılının ilk yarısından itibaren kayıtlı “şüpheli ölüm” oranları doğrudan işlenen kadın cinayetlerinin sayısını geride bıraktı. Şüpheli ölümlerin en büyük bölümünü ise yüksekten düşmeler oluşturuyor.
BİR “CİNAYET KILIFI” OLARAK BALKON DÜŞMELERİ
Hukukçuların ve adli tıp uzmanlarının incelediği yüksekten düşme dosyalarında öne çıkan ortak dinamikler, olayların tesadüf veya basit bir kaza olmadığını gösteriyor:
1. Delil Karartma ve “İlk Savunma” Kolaylığı
Yüksekten düşme vakalarının büyük bölümü gece geç saatlerde ve kapalı kapılar arkasında gerçekleşiyor. Olay yerine polis ulaştığında şüpheli erkeklerin kurduğu ilk cümle neredeyse standartlaşıyor: “Aramızda tartışma çıktı, bir anda kendisini aşağı attı” veya “Alkollüydü, dengesini kaybetti.” Kamera açısı olmayan balkonlar, fail için en hızlı delil karartma alanına dönüşüyor.
2. Fizik ve Adli Tıp Gerçekleri (Şule Çet ve Duygu Delen Davaları)
Kamuoyunda iz bırakan Şule Çet, Duygu Delen ve Gamze Açar gibi davalarda ilk etapta “intihar” veya “düşme” olarak kapatılmak istenen dosyalar, adli tıp ve fizik mühendisliği raporları sayesinde cinayet olarak tescillendi.
Fiziksel Mesafe: Serbest düşüş ile bir güç uygulanarak (itilerek/atılarak) düşme arasındaki bina mesafesi (parabol) mantığı, birçok olayda yalan beyanları çürütüyor.
Tırnak Arası DNA: Düşmeden önce yaşanan boğuşma ve darp izlerinin ilk otopsi aşamasında titizlikle incelenmemesi, soruşturmaların seyrini karartabiliyor.
SORUŞTURMALARDAKİ ZAFİYET: DOSYALAR NEDEN HIZLA KAPATILIYOR?
Kızlarını ve yakınlarını bu şekilde kaybeden ailelerin adalet mücadelesinde en sık karşılaştığı engel, olay yeri inceleme ve soruşturma süreçlerindeki ihmaller:
Olay Yeri İnceleme Gecikmeleri: Düşmenin gerçekleştiği dairede anında parmak izi, boğuşma izi ve HTS (telefon) kayıtları incelenmediğinde ikincil deliller yok oluyor.
”İntihar” Önyargısı: Olay yerine gelen ilk kolluk kuvvetinin veya savcının olayı “şüpheli ölüm” protokolüyle değil, “intihar/kaza” ön kabulüyle yürütmesi, takipsizlik kararlarının önünü açıyor.
NE YAPILMALI? ADALET VE YARGI İÇİN ACİL ÇAĞRI
Uzmanlar, “yüksekten düşme” vakalarının münferit birer olay olarak değil, kurumsallaşmış bir cezasızlık kılıfı olarak ele alınması gerektiğinde hemfikir.
Özel Şüpheli Ölüm Protokolü: Balkondan veya pencereden gerçekleşen her kadın ölümleri vakası aksi ispatlanana kadar “potansiyel cinayet” olarak ele alınmalı, daire içerisindeki tüm şüpheliler gözaltına alınarak çapraz sorguya tutulmalıdır.
Biyomekanik ve Fiziksel Rapor Zorunluluğu: Düşüş açısı, kişinin ağırlığı ve düşülen noktanın binaya mesafesi fizik mühendisliği uzmanlarınca adli rapora dökülmeden dosyalar kapatılmamalıdır.
Etkin Soruşturma: Kamera kayıtları ve HTS dökümleri gün kaybetmeden dosyaya eklenmeli, ailelerin itirazları ciddiyetle dikkate alınmalıdır.
Kız çocuklarımızın ve kadınlarımızın beton zeminde biten hayatları, geçiştirilecek birer istatistik değildir. “Düştü” denilerek kapatılan her dosya, aydınlatılmamış her şüphe, bir sonraki felakete zemin hazırlamaktadır.
