Bir koltuğun değil, bir davanın peşindeyiz!
Mehmet Açık – Karar Parti Akdeniz Bölge Koordinatörü
İnsan, hayatının bir döneminde kendisine şu soruyu sormalıdır: Ben yalnızca kendi hayatımı kolaylaştırmak için mi yaşıyorum, yoksa başkalarının hayatında da bir şeyleri değiştirmek için mi?
İşte bizim yolculuğumuz, bu soruya verdiğimiz cevapla başladı.
Biz, rahatımızı her şeyin üzerinde tutmadık. Kendi zamanımızdan, kişisel zevklerimizden ve kimi zaman sevdiklerimizle geçirebileceğimiz saatlerden fedakârlık ettik. Çünkü bu ülkede konuşulması gereken meselelerin, ertelenemeyecek sorunların ve duyulmayı bekleyen insanların sesi olduğuna inandık.
Bizim için siyaset, yalnızca bir partinin çatısı altında bulunmak, bir unvan taşımak ya da kalabalıkların önünde konuşmak değildir. Siyaset; vatandaşın kapısını çalmak, derdini dinlemek, verdiğin sözü hatırlamak ve çözüm üretmek için sorumluluk almaktır.
Çünkü mesele koltuk sahibi olmak değil, insanı insanca yaşatmaktır.
BİR VATANDAŞIN DERDİ, BİZİM DE MESELEMİZDİR
Akdeniz’in bir ilçesinde geçimini sağlamak için sabahın erken saatlerinde işinin başına geçen bir esnafı düşünün. Dükkânını açıyor, gün boyunca çalışıyor; akşam olduğunda ise kazancıyla giderlerini nasıl karşılayacağını hesaplıyor.
Tarlasına emek veren çiftçiyi düşünün. Toprağı işliyor, alın teri döküyor; fakat ürününü hangi fiyata satacağını, gelecek sezonun masraflarını nasıl karşılayacağını düşünüyor.
İş arayan bir genci, çocuğunun geleceği için kaygılanan bir anneyi, emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışan bir babayı düşünün.
İşte siyaset, tam da bu insanların hayatına dokunabildiği ölçüde anlam kazanır.
Bir esnafın ekonomik sıkıntısını görmezden gelip yalnızca büyüme rakamlarından söz etmek, bir gencin iş bulma kaygısını dinlemeden gelecek vaat etmek, bir çiftçinin üretim maliyetlerini hesaba katmadan tarımdan bahsetmek yeterli değildir.
İnsanların sorunlarını dinlemek, gerçekleri olduğu gibi görmek ve uygulanabilir çözümler geliştirmek zorundayız.
Bizim siyaset anlayışımızın ölçüsü budur: Vatandaşın hayatında neyi değiştirebildik, hangi sorunun çözümüne katkı sunduk, kimin umudunu güçlendirdik?
Bu sorulara dürüstçe cevap veremiyorsak, taşıdığımız unvanın tek başına hiçbir anlamı yoktur.
BİZ NEDEN KOLAYI DEĞİL, ZORU SEÇTİK?
Çünkü doğru bildiğini savunmanın her zaman kolay olmadığını biliyoruz.
Bazen bir toplantıya yetişmek için dinlenmekten vazgeçersiniz. Bazen bir vatandaşın sorununu dinlemek için kendi işinizi ertelersiniz. Bazen sonuç almak zaman aldığı hâlde çalışmaya devam edersiniz. Bazen de emek verdiğiniz bir işin karşılığını hemen göremezsiniz.
İşte ideal dediğimiz şey, tam da bu noktada kendini belli eder.
Her şey yolundayken bir düşünceyi savunmak kolaydır. Asıl mesele, güçlüklerle karşılaştığınızda da ilkelerinizi koruyabilmektir. İnsanların sizi alkışladığı zamanlarda değil, kimsenin görmediği anlarda da sorumluluğunuzu yerine getirebilmektir.
Biz, yaptığımız her işin karşılığını alkışla ölçmüyoruz. Çünkü biliyoruz ki bazı emeklerin karşılığı hemen alınmaz. Bazı tohumlar bugün ekilir, meyvesi yıllar sonra görülür.
Ancak şunu da unutmuyoruz: Fedakârlık, yanlışları görmezden gelmek değildir. Bir davaya bağlılık, sorgulamadan hareket etmek değildir. Gerçek bağlılık; doğruyu savunmak, eksiği kabul etmek ve gerektiğinde kendini düzeltmektir.
SİYASETİN EN BÜYÜK SINAVI: VERİLEN SÖZÜN ARKASINDA DURMAK
Vatandaş artık yalnızca güzel cümleler duymak istemiyor. Haklı olarak yapılan işin sonucunu görmek istiyor.
Gençler, geleceklerini kurabilecekleri fırsatlar bekliyor. Esnaf, emeğinin karşılığını alabileceği ekonomik koşullar istiyor. Çiftçi, üretebilmek ve ürettiğiyle geçinebilmek istiyor. Emekliler, yıllarca çalıştıktan sonra insanca yaşayabilecekleri bir hayat arzuluyor.
Bunlar yalnızca seçim meydanlarında dile getirilecek başlıklar değildir. Bunlar, her gün üzerinde düşünülmesi ve çözüm aranması gereken toplumsal sorumluluklardır.
Karar Parti Akdeniz Bölge Koordinatörü olarak benim de önceliğim, insanlarımızın beklentilerini dinlemek, bölgenin ihtiyaçlarını doğru tespit etmek ve bu sorunların çözümü için çalışmaktır.
Akdeniz Bölgesi’nin her ilçesinin, her mahallesinin ve her kesiminin kendine özgü ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları anlamanın yolu uzaktan konuşmak değil, sahaya çıkmak, insanlarla yüz yüze gelmek ve onların anlattıklarını dikkatle dinlemektir.
Bizim için başarı; kaç kişinin önünde konuştuğumuzla değil, kaç kişinin sesini duyabildiğimizle, hangi sorunları gündeme taşıdığımızla ve çözüm için ne kadar kararlı çalıştığımızla ölçülmelidir.
İDEAL SAHİBİ OLMAK, İNSANLIĞINI KAYBETMEMEKTİR
Bir davayı değerli kılan, yalnızca ulaşmak istediği hedef değildir. O hedefe giderken hangi yöntemleri kullandığı, insanlara nasıl davrandığı ve hangi değerleri koruduğu da önemlidir.
Kimseyi küçümsemeden konuşabilmek, farklı düşünen insanları düşman ilan etmemek, eleştiriye açık olmak ve gücü değil hakkı esas almak zorundayız.
Bizim arzuladığımız Türkiye’de insanlar düşüncelerinden dolayı dışlanmamalı, emeklerinin karşılığını almalı, gençler umutlarını başka ülkelerde aramak zorunda hissetmemeli ve hiçbir vatandaş kendisini sahipsiz görmemelidir.
Bunlar bir günde gerçekleşecek hedefler olmayabilir. Ancak zorlukları gerekçe göstererek vazgeçmek de çözüm değildir.
İdeal sahibi olmak, gerçeklerden kopmak değil; gerçekleri değiştirmek için sorumluluk almaktır.
BİZİM GERİYE BIRAKMAK İSTEDİĞİMİZ MİRAS
Yıllar sonra bugünlere dönüp baktığımızda, kaç toplantıya katıldığımızın ya da hangi unvanları taşıdığımızın hatırlanmasından daha fazlasını isteriz.
Bir vatandaşın, “Derdiğimi dinlediler” demesini isteriz.
Bir gencin, “Beni anlayan insanlar vardı” diyebilmesini isteriz.
Bir esnafın, çiftçinin, emeklinin ve emekçinin sorunlarının duyulmasına katkı sunduğumuzu bilmek isteriz.
Çünkü insanın ardında bırakabileceği en kıymetli miras, yalnızca kendi başarısı değildir. Başkalarının hayatına kattığı değer, gösterdiği dürüstlük ve toplum için üstlendiği sorumluluktur.
Biz ideallerimiz için zevklerimizden vazgeçtik derken hayatın güzelliklerini küçümsemiyoruz. Aksine, insanın kendi rahatının ötesinde bir sorumluluk taşıyabileceğine inanıyoruz. Bazen bir insanın derdine çare aramak, kendi konforundan daha anlamlıdır. Bazen doğru bildiğin yolda sabırla yürümek, kısa süreli bir kazançtan çok daha değerlidir.
Benim için asıl mesele budur.
Biz rahatımızı değil sorumluluğumuzu, kişisel çıkarımızı değil toplumsal faydayı, güzel sözleri değil somut hizmeti öncelemek istiyoruz.
Bu yolun kolay olmadığını biliyorum. Ancak insanı merkeze alan, adaleti savunan ve emeğe değer veren bir anlayışla çalışmanın anlamlı olduğuna inanıyorum.
Çünkü günün sonunda geriye ne makam kalır ne de unvan. Geriye, insanlara nasıl davrandığımız ve onların hayatına ne kattığımız kalır.
Bizim davamızın özü budur: İnsanı yaşatmak, insan onurunu korumak ve herkesin daha adil, daha huzurlu, daha umutlu bir geleceğe sahip olması için çalışmak.
Sevgi ve saygılarımla.
