İnsan, hayatı boyunca kendine aynı soruyu farklı şekillerde sorar: “Benim değerim nerede?”
Bu soru bazen bir başarının ardından, bazen derin bir kaybın içinde, bazen de gecenin en sessiz anında insanın zihninde yankılanır.
Kimileri için değer; alkışta, takdirde ve toplumun verdiği onayda saklıdır. Başarılarla ölçülen bir hayat, dışarıdan bakıldığında güçlü ve göz alıcı görünür. Ancak bu anlayış, çoğu zaman insanı başkalarının gözünden kendine bakmaya mahkûm eder. Alkışlar sustuğunda, kalabalık dağıldığında geriye kalan şey, insanın kendisiyle ne kadar barışık olduğudur. Asıl sorgulama da tam burada başlar.
Bazıları ise değerini ilişkilerde bulur. Bir dostun omzunda, bir çocuğun masum gülüşünde, bir annenin içten duasında… Bu insanlar için hayat; bağ kurmak, paylaşmak ve birlikte anlam kazanmaktır. Onların değeri, kalpler arasında kurulan görünmez bağlarda saklıdır. Ancak burada da hassas bir denge vardır. Kişi, başkaları olmadan kendini eksik hissediyorsa, bu durum değerin dışa bağımlı hale gelmesine neden olabilir.
Bir de daha derine inmeyi seçenler vardır. Değerini dış dünyada değil, kendi içinde arayanlar… Onlar için değer; kimsenin görmediği anlarda da doğru kalabilmek, yalnızken de kendine saygı duyabilmek ve bir amaç uğruna kararlılıkla yürüyebilmektir. Bu bakış açısı, insanı en sağlam zemine taşır. Çünkü burada değer, şartlara bağlı değildir; varoluşun kendisinden doğar.
Gerçek şu ki; değer arayışı tek bir kaynağa indirgenemez. İnsan hem sosyal, hem duygusal hem de ruhsal bir varlıktır. Bu yüzden değer; biraz dış dünyada, biraz ilişkilerde ama en çok da insanın kendi iç dünyasında şekillenir. Dış dünya yalnızca bir aynadır. Asıl yansıma, insanın kendi içine ne kadar cesaretle bakabildiğiyle ilgilidir.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
Ben değerimi başkalarının bana verdiği anlamda mı arıyorum, yoksa kendi varlığımdan mı üretiyorum?
Çünkü insan, değerini nerede ararsa, hayatını da tam olarak orada kurar.
Uzman Burcu Çatalbaş
