Burcu Çatalbaş yazdı
Hayatın akışına karşı koymaya çalıştığımız anlarda, en büyük yanılgımız “gecikmişlik” duygusudur. Olmasını istediğimiz şeyler gerçekleşmediğinde içimizde büyüyen o huzursuzluk, zamanla sabrımızı kemiren bir sessizliğe dönüşür. Sanki hayat bir yerlere yetişmiş de biz geride kalmışız gibi hissederiz.
Oysa gerçek çoğu zaman sandığımızdan çok daha farklıdır.
İnsan, hayatı kendi takvimine göre düzenlemek ister. Planlar yapar, hedefler koyar, hayaller kurar. Her şeyin belirlediği zaman diliminde gerçekleşmesini bekler. Ancak hayat; ne bizim ajandamıza ne de beklentilerimize bağlıdır. Onun kendine ait bir ritmi, kendine özgü bir dengesi vardır.
İşte bu noktada sabırsızlık devreye girer. Beklemek istemeyiz. Gecikmeye tahammül edemeyiz. Çünkü modern dünyanın bize öğrettiği en büyük yanılgı şudur:
“Hızlı olan iyidir.”
Oysa hayatın en değerli kazanımları çoğu zaman yavaş gelir.
Bir başarı, bir ilişki, bir fırsat ya da bir huzur hali… Bunların hiçbiri aceleye gelmez. Çünkü derin olan her şey, zaman ister. Kök salmak isteyen bir ağaç gibi… Önce görünmeyen bir süreç yaşanır. Toprağın altında sabırla büyüyen kökler, bir gün toprağın üstünde güçlü bir gövdeye dönüşür.
Biz ise çoğu zaman sadece görünen kısmına odaklanırız.
Beklediğimiz kapılar açılmadığında hayal kırıklığına uğrarız. “Neden ben?” diye sorarız. “Neden şimdi değil?” diye isyan ederiz. Oysa belki de o kapının kapalı kalması, bizi korumak içindir. Henüz hazır olmadığımız bir sürecin içine girmememiz içindir.
Çünkü bazı kapılar erken açıldığında fırsat değil, yük olur.
Acele ettiğimizde yıpranırız. Henüz olgunlaşmamış bir meyveyi koparmaya çalışmak gibidir bu… Ne tadı vardır ne de faydası. Ama sabrettiğimizde güçleniriz. Beklemek, çoğu zaman sanıldığı gibi pasif bir süreç değildir. Aksine, insanın en çok değiştiği, en çok olgunlaştığı dönemdir.
Beklerken öğreniriz.
Beklerken kendimizi tanırız.
Beklerken eksiklerimizi fark ederiz.
Ve en önemlisi… beklerken güçleniriz.
Hayatta bazı yollar vardır ki uzundur. O yollar bizi yormak için değil, hazırlamak için uzundur. Bazı kapılar vardır ki kapalı kalır. O kapılar bizi dışarıda bırakmak için değil, doğru zamanda içeri almak için kapalıdır.
İşte bu yüzden gecikmeler çoğu zaman bir kayıp değil, bir hazırlıktır.
İnsan çoğu zaman geçmişe dönüp baktığında bunu daha net anlar. “İyi ki olmamış” dediği ne çok şey vardır. O gün gerçekleşmesini istediği ama bugün gerçekleşmediğine şükrettiği ne çok anı vardır. Çünkü zaman, insana sadece beklemeyi değil, anlamayı da öğretir.
Sabır, burada en büyük öğretmendir.
Sabır; susmak değil, güvenmektir.
Sabır; vazgeçmek değil, inanmaya devam etmektir.
Sabır; boş durmak değil, içten içe büyümektir.
Ve sabırla beklenen her şey, en doğru haliyle gelir. Belki hayal ettiğimiz gibi değil… ama ihtiyacımız olan şekilde gelir. Çünkü hayat bize her zaman istediğimizi değil, olması gerekeni verir.
Bu yüzden kendimize şunu hatırlatmamız gerekir:
Geciktiğini sandığın şeyler, belki de seni bekliyordur.
Sen hazır olmadan sana gelmeyen her şey, aslında seni koruyordur.
Unutma; hayat kimseyi yarı yolda bırakmaz. Sadece herkesi kendi zamanında, kendi hak ettiği noktaya ulaştırır.
Ve belki de en derin gerçek şudur:
Geciken hiçbir şey, aslında geç değildir…
Sadece doğru zamanı bekliyordur.
Çünkü hayat, acele edenlere değil…
Hazır olanlara kapı açar.
