Cuma Sohbeti
Nihal Taş
Bazen insan kendisini hayatın sahibi sanıyor.
Elindeki kaleme bakıp kader yazdığını, verdiği kararla başkasının yolunu değiştirdiğini, sahip olduğu makamla insanların geleceğine hükmedebileceğini düşünüyor.
Oysa unutuyoruz…
Kalem bizim elimizde olabilir ama kaderin sahibi biz değiliz.
İşte insanın en büyük yanılgısı da burada başlıyor.
İRADE VAR, AMA MUTLAK KUDRET YOK
İnsan özgürdür; seçer, karar verir, çalışır, mücadele eder.
Fakat insanın iradesi sınırsız bir kudret değildir.
Bizim görevimiz tercih etmektir.
Sonucu yaratmak ise bizim yetkimizde değildir.
Bu yüzden “Kaderimde varmış, ne yapayım?” diyerek sorumluluktan kaçmak da yanlıştır; “Her şeyi ben yaptım, her şey benim eserim” diyerek kendini hayatın mutlak hâkimi görmek de…
İnsan gayret etmekle yükümlüdür.
Ama sonucu kendi mülkü sanmamalıdır.
Çünkü bazen en çok istediğimiz kapı kapanır.
Bazen hiç beklemediğimiz bir kapı açılır.
Bazen kayıp sandığımız şey, bizi daha büyük bir zarardan korur.
Bazen de kazandığımızı düşündüğümüz şey, aslında ağır bir imtihanın başlangıcıdır.
KİMİN KADERİNE HÜKMEDİYORSUN?
Asıl düşünmemiz gereken soru belki de budur:
“Ben kimin kaderine hükmettiğimi sanıyorum?”
Bir makam sahibi olduğumuzda insanların hayatına hükmetme hakkı mı kazanıyoruz?
Bir para sahibi olduğumuzda insanların onurunu satın alabileceğimizi mi düşünüyoruz?
Bir kalem sahibi olduğumuzda istediğimiz insanı yükseltip istediğimizi yok sayabileceğimizi mi sanıyoruz?
Bir güç elde ettiğimizde adaletin üzerinde olduğumuzu mu düşünüyoruz?
Hayır.
Çünkü insanın elindeki hiçbir güç, onu Allah’ın huzurunda hesap vermekten muaf tutmaz.
MAKAMLAR GELİR, MAKAMLAR GİDER
Dün başkalarının kapısında bekleyenler bugün makam odalarının kapılarını kapatabiliyor.
Dün adalet isteyenler bugün adalet dağıttığını zannedebiliyor.
Dün “hak” diyenler bugün başkasının hakkını görmezden gelebiliyor.
İnsan işte tam burada sınanıyor.
Çünkü makam insanı büyütmez.
Makam, insanın kim olduğunu ortaya çıkarır.
Güç insanı değiştirmez.
Güç, insanın içinde ne varsa onu görünür hâle getirir.
Kimi makamla kibirlenir.
Kimi makamla hizmet eder.
Kimi güç bulunca unutur.
Kimi güç bulunca daha fazla sorumluluk hisseder.
Aradaki fark, insanın karakteridir.
ADALET BİR GÜN HERKESİN KAPISINI ÇALAR
Hayatta hiçbir hesap sonsuza kadar ertelenmez.
İnsan bugün başkasının hakkını görmezden gelebilir.
Bugün güçlü olduğu için sesleri susturabilir.
Bugün kendisini haklı ilan edebilir.
Ama vicdanın ve ilahi adaletin kapısından kaçamaz.
Çünkü insanın unuttuğu bir gerçek vardır:
Dünya mahkemelerinden kaçabilirsin; vicdanından kaçamazsın.
Ve insanın en büyük mahkemesi, sonunda kendi vicdanıdır.
KADERİ SUÇLAMADAN ÖNCE KENDİMİZE BAKALIM
Başımıza gelen her şeyi kadere yüklemek kolaydır.
Zor olan, aynaya bakmaktır.
“Ben nerede hata yaptım?”
“Ben kimi kırdım?”
“Ben kimin hakkına girdim?”
“Ben hangi emanete ihanet ettim?”
“Ben gücümü adalet için mi, nefsim için mi kullandım?”
İnsan bu soruları kendisine sorabildiği gün olgunlaşmaya başlar.
Çünkü kaderi sorgulamak kolaydır.
Kendini sorgulamak cesaret ister.
CUMA BİZE NEYİ HATIRLATIYOR?
Cuma sadece güzel sözlerin, duaların ve temennilerin günü değildir.
Cuma, insanın kendisine dönme günüdür.
Kalbimizi temizleme…
Kırdığımız gönülleri hatırlama…
Hakkını yediğimiz insan varsa helallik istemeyi düşünme…
Kibirden uzaklaşma…
Ve Rabbimizin karşısında ne kadar aciz olduğumuzu yeniden hatırlama günüdür.
Bugün sahip olduğumuz her şeyin bir emanet olduğunu düşünelim.
Makamımız emanettir.
Paramız emanettir.
Ailemiz emanettir.
İtibarımız emanettir.
Kalemimiz emanettir.
Sözümüz emanettir.
Ve hayatımız…
En büyük emanettir.
SON SÖZ
Kaderin kalemini elinde tuttuğunu sananlara bir hatırlatma:
İnsan ne kadar güçlü olursa olsun, hayatın sahibi değildir.
Ne kadar makam sahibi olursa olsun, hesap gününün üzerinde değildir.
Ne kadar zengin olursa olsun, ölümü satın alamaz.
Ne kadar itibarlı olursa olsun, bir gün bütün unvanları geride bırakır.
Geriye sadece insanlığı kalır.
Bu yüzden bugün kendimize bir iyilik yapalım.
Bir an duralım.
Kalemi elimizden bırakalım.
Ve kendimize soralım:
“Ben bu dünyada neyin sahibiyim?”
Belki de cevabı çok basittir:
Hiçbir şeyin gerçek sahibi değiliz.
Sadece bize verilenlerin emanetçisiyiz.
Öyleyse emanete ihanet etmeyelim.
Kul hakkından korkalım.
Adaletten ayrılmayalım.
Gücümüz varken ezmeyelim.
Sözümüz varken kırmayalım.
Ve hiçbir zaman unutmayalım:
Kaderin kalemi bizim elimizde değil.
Ama o kalem karşısında nasıl bir insan olacağımız bizim tercihimizdir.
Rabbim bizleri nefsinin esiri değil, adaletin ve hakkın hizmetkârı eylesin.
Cumanız mübarek olsun.
Nihal Taş köşe yazısı katokerisine girecek
