Son günlerde yaşanan acı olaylar, yalnızca belirli şehirleri değil, doğrudan milletimizin ortak vicdanını hedef alan derin bir sarsıntıya dönüşmüştür. Dün Siverek’te, bugün Kahramanmaraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırılar; eğitim kurumlarının dahi artık güvenli alanlar olmaktan uzaklaşma riskiyle karşı karşıya olduğunu acı bir şekilde ortaya koymuştur.
Eğitim, bir milletin geleceğini inşa eden en temel yapıdır. Ancak bu temel yapı zarar gördüğünde, yalnızca bugünü değil, yarınlarımızı da kaybetme tehlikesi doğar. Çocukların güven içinde eğitim alması gerekirken, şiddetin okul kapılarına dayanması; üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken ciddi bir toplumsal alarmdır.
Uluslararası Turan Kızılelma Teşkilatı Genel Başkanı Mehmet Açık’ın da vurguladığı gibi, bu tür olaylar basit ve münferit adli vakalar olarak değerlendirilemez. Aksine, toplumun birçok katmanına yayılan ve zamanla derinleşen yapısal bir sorunun yansımasıdır.
ŞİDDETİN KAYNAĞI: EKRANDAN SOKAĞA UZANAN ETKİ
Bugün şiddetin yalnızca fiziksel alanlarda değil, dijital dünyada da üretildiği bir gerçeklik ile karşı karşıyayız. Televizyon dizileri, dijital platform içerikleri, çevrimiçi oyunlar ve sosyal medya akışları; kontrolsüz şekilde tüketildiğinde genç zihinlerde ciddi etkiler bırakabilmektedir.
Şiddetin normalleştirilmesi, suçun cazip ya da olağan bir davranış gibi sunulması; özellikle ergenlik çağındaki bireylerde empati duygusunu zayıflatmakta, öfke kontrolünü zorlaştırmakta ve gerçek ile sanal arasındaki sınırın giderek bulanıklaşmasına neden olmaktadır.
Bu nedenle mesele yalnızca bireysel tercihler değil, aynı zamanda medya sorumluluğu ve kamusal denetim meselesidir.
BİREYSEL SİLAHLANMA GERÇEĞİ
Bir diğer kritik başlık bireysel silahlanmadır. Ruhsatsız ya da kontrolsüz silahlara erişimin kolaylığı, en küçük bir öfke patlamasının dahi geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açmasına zemin hazırlamaktadır.
Silahlanma meselesi yalnızca güvenlik kurumlarının değil; hukuk, eğitim, sosyal politika ve toplum psikolojisinin birlikte ele alması gereken çok boyutlu bir sorundur. Etkin denetim mekanizmaları olmadan bu tür trajedilerin önüne geçmek mümkün değildir.
GENÇLER VE TOPLUMSAL RİSK ALANLARI
Gençler arasında giderek artan;
Şiddet eğilimleri
Akran zorbalığı
Madde bağımlılığı
Sosyal izolasyon
Kimlik ve aidiyet krizleri
toplumun geleceğini doğrudan tehdit eden unsurlar haline gelmiştir.
Bu sorunlar sadece okul yönetimlerinin ya da ailelerin tek başına çözebileceği meseleler değildir. Devletin tüm kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve medya organları bu konuda ortak bir sorumluluk üstlenmelidir.
ÇÖZÜM: KAPSAMLI VE KARARLI BİR TOPLUMSAL MÜCADELE
Artık parçalı ve geçici çözümler yerine kalıcı ve bütüncül politikalar üretilmelidir. Bu kapsamda;
Aile yapısını güçlendiren sosyal politikalar
Eğitim sisteminde psikolojik destek mekanizmalarının artırılması
Okullarda güvenlik altyapısının güçlendirilmesi
Dijital içeriklere yönelik daha etkin denetim ve düzenleme
Şiddeti özendiren yayınlara karşı caydırıcı yaptırımlar
Gençleri spora, sanata ve kültürel faaliyetlere yönlendiren projeler
hayata geçirilmelidir.
Ayrıca medya kuruluşlarının yayın sorumluluğu yeniden tanımlanmalı, toplumun ahlaki dokusunu zedeleyen içeriklere karşı daha hassas bir yaklaşım geliştirilmelidir. Çünkü toplumun ekranı, aynı zamanda toplumun aynasıdır.
SON SÖZ
Bir toplumun gücü yalnızca ekonomik ya da askeri kapasitesiyle değil; çocuklarının güvenliği, gençlerinin sağlıklı gelişimi ve aile yapısının sağlamlığıyla ölçülür.
Eğer okullar tehdit altındaysa, bu sadece bir güvenlik sorunu değil, doğrudan bir toplumsal varoluş meselesidir.
Bu vesileyle, yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden öğrenci ve öğretmenlerimize Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Bugün artık açık bir gerçeği kabul etme zamanıdır:
Toplumu ayakta tutan en güçlü kale, güvenli ve sağlıklı bir gelecek inancıdır.
Uluslararası Turan Kızılelma Teşkilatı Genel Başkanı Mehmet Açık yazdı
