Hayatta bazı insanlar vardır… Kırılır, incinir, susar. Ama yine de içindeki sevgiyi büyütmeyi seçer. Çünkü bilir ki insanı ayakta tutan şey haklı çıkmak değil, yıkılmadan devam edebilmektir.
İlişkilerde, dostluklarda, aile içinde ya da toplumun içinde tartışmalar kaçınılmazdır. Bazen bir söz yanlış anlaşılır, bazen bir bakış kırar, bazen de sessizlik en ağır yük olur. Fakat asıl mesele bu kırılmaların kendisi değil, sonrasında verilen tepkidir.
Gerçek bağlar tam da burada ortaya çıkar. Bir taraf “ben haklıyım” diyerek duvar örerken, diğer taraf “biz nerede kırıldık?” sorusunu sorabiliyorsa, orada hâlâ umut vardır.
Sevgi; gururun değil, kalbin sesini dinleyebilmektir. “Ben” yerine “biz” diyebilmektir. Çünkü “ben” büyüdükçe mesafeler artar, “biz” büyüdükçe köprüler kurulur.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey anlayıştır. İnsanları etiketlerle ayırmak değil, ortak bir vicdan ve ortak bir yaşam kültüründe buluşturmaktır.
Bu topraklar hepimize aittir. Farklı kimliklerimiz, farklı kültürlerimiz olabilir ama bizi bir arada tutan şey aynı gökyüzü altında yaşıyor olmamızdır. Önemli olan kim olduğumuz değil, birlikte nasıl yaşadığımızdır.
Çanakkale bize bunu hatırlatır: Bu vatan, farklılıkların çatıştığı değil, birlikte yazılan bir kaderin adıdır. Bu yüzden ayrışmak değil, kardeşliği büyütmek gerekir.
Ve en doğru gerçek şudur:
Bu vatan hepimizin. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle… Hepimiz aynı ülkenin evlatlarıyız. Kardeşlik, farklılıkları inkâr etmek değil; farklılıklarla birlikte yaşayabilmektir.
Kısacası mesele şudur:
Ayrılmak değil, birleşmek; uzaklaşmak değil, birbirini anlamaktır.
Sevgi, her şeye rağmen yeniden başlamayı göze alabilenlerin dilidir.
Mehmet Açık
