Gündem yine eski dosyaların “raftan indirilmesi” tartışmalarıyla meşgul. ’in bazı dosyaları yeniden gündeme alması, ilk bakışta adalet adına atılmış olumlu bir adım gibi görünebilir. Özellikle dosyasının yeniden ele alınması, kamu vicdanında bir nebze olsun umut oluşturmuştur. Kaybolduğu günden bu yana ailesinin ve toplumun adalet arayışı devam eden bu dosyanın yeniden gündeme gelmesi elbette küçümsenecek bir gelişme değildir.
Ancak mesele yalnızca birkaç dosyanın yeniden açılmasıyla sınırlı değil.
Türkiye’de artık kamuoyunun hafızası çok daha güçlü, çok daha seçicidir. Hangi dosyanın gerçekten adalet arayışının bir parçası olduğunu, hangisinin ise gündem yönetimi amacı taşıdığını ayırt edebilecek bir bilinç oluşmuştur. Bu nedenle bazı dosyaların öne çıkarılması, beraberinde şu soruyu getiriyor: Gerçekten adalet mi sağlanıyor, yoksa kamuoyu mu yönlendiriliyor?
Son yılların en çok konuşulan ve toplumda derin iz bırakan olaylarından biri hiç şüphesiz Sinan Ateş cinayetidir. Bu olay sadece bir cinayet dosyası olarak değil; siyasi, sosyal ve hukuki boyutlarıyla Türkiye’nin en kritik davalarından biri haline gelmiştir. Bu kadar geniş yankı uyandıran bir dosyanın hâlâ kamu vicdanını tatmin edecek bir noktaya ulaşmamış olması, doğal olarak soru işaretlerini artırmaktadır.
Toplumun beklentisi açık ve nettir:
Adalet seçici olmamalıdır.
Eğer bazı dosyalar hızla raftan indirilip gündeme taşınırken, bazıları yıllarca bekletiliyorsa; burada bir öncelik sorunu olduğu kaçınılmazdır. Ve bu durum, ister istemez “neden?” sorusunu beraberinde getirir.
Bugün dile getirilen bazı dosyalar –kamuoyunda çok fazla karşılığı olmayan ya da sınırlı bir kesimin bildiği başlıklar– üzerinden yapılan açıklamalar, geniş toplum kesimlerinde beklenen etkiyi oluşturmamaktadır. Çünkü toplum, gerçek anlamda yüzleşilmesi gereken dosyaların farkındadır.
Sayın Bakan, mesele birkaç dosyanın ismini anmak değil; mesele, toplumun adalet duygusunu yeniden tesis etmektir.
Bu da ancak şeffaflık, tutarlılık ve cesaretle mümkündür.
Adalet mekanizması, en zor dosyalarda gösterdiği irade ile güven kazanır. Kolay dosyalar üzerinden yürütülen süreçler, kamuoyunda “seçici adalet” algısını güçlendirir. Oysa adalet, kim için olursa olsun, hangi dosya olursa olsun aynı kararlılıkla işletilmelidir.
Burada bir diğer önemli nokta da iletişimdir.
Kamuoyuna verilen mesajlar, yapılan açıklamalar ve öne çıkarılan dosyalar; devletin adalet anlayışına dair güçlü bir izlenim oluşturur. Bu nedenle atılan her adımın, söylenen her sözün toplumsal karşılığı iyi hesaplanmalıdır.
Bugün gelinen noktada toplumun devletten beklentisi çok nettir:
Adalet gecikmeden, ayrım gözetmeden ve hiçbir dosyayı görmezden gelmeden sağlanmalıdır.
Çünkü geciken adalet, adalet değildir.
Ve eksik kalan adalet, vicdanlarda derin yaralar açar.
Sayın Bakan’a buradan açık bir çağrıdır:
Eğer gerçekten bir yüzleşme, bir temizlik ve bir adalet iradesi ortaya konulacaksa; o zaman en zor, en tartışmalı ve en çok merak edilen dosyalardan başlanmalıdır.
Çünkü gerçek adalet, risk almadan tesis edilemez.
Ve güçlü devlet, zor dosyalardan kaçmayan devlettir.
Unutulmamalıdır ki;
Adalet, raflarda bekletilecek bir dosya değil, toplumun ayakta kalmasını sağlayan en temel sütundur.
O sütun sarsıldığında, geriye ne güven kalır ne de huzur.
Benden söylemesi…
Ali Develi
